Die Abenteuer Des Prinzen Achmed


[İlk defa sana sesleneceğim..]
Böylesine yapış yapış bir giriş için kusuruma bakma, ancak çeşitli sebeplerim var: Oldukça heyecanlı bir şekilde başlıyorum bu temmuza/yazıya: 2009 ekiminden itibaren yazdığım film yorumlarına gösterdiğin ilgi için teşekkür ediyorum öncelikle: Blogun daimi izleyicisi olduğun için, yaptığın yorumlara, getirdiğin önerilere..

Son birkaç aydır kafamda çeşitli fikirler dolaşıyordu: Onları bu ay yavaş yavaş hayata geçirmeye başlayacağım: Bu girişi yapma sebeplerimden biri, birisi de bu.. Gelelim o değişikliklere..
İmlamı düzelttim gördüğün gibi: Gerçi şu iki paragrafı yaklaşık 10 dakikada yazmış olsam da, daha "düzenli.." bir imlam olacak: Msn'den yadigar olanbu alışkanlığı düzeltmekte başta sorunlar yaşayabilirim, arada birkaç "bişii.." kaçabilir, ancak zamanla alışacağımı umuyorum-
noktalama işaretleri bunun dışında -şimdilik..

Sonrasında daha tematik ilerlemeye karar verdim: Her ne kadar, Haneke, Lynch ve daha birçok yönetmenin filmografisi, Flesh Trash & Heat, Üç Ana, Apartman, Yamyam gibi üçlemeler, Boyle-McGregor işbirliği, Beden Parçaları ve True-Crime gibi kısa dönem tematik incelemeler olsa da, artık daha büyük seçkiler yapacağım: İlk dosyam da 45 filmlik bir seçkiyle animasyon oldu..

Artık bir lisansım var: Blogdaki her yazı Creative Commons lisansıyla koruma altına alındı..
"Sürpriz.." her ne kadar fikir olarak beni her zaman germişse de, bu sürprizleri hazırlamak hoşuma gitti..
Tekrar teşekkür edip, iyi okumalar diliyorum..
ug tek, blog için fikirler üretmekten mutluyken -devamı gelecek: 19 Haziran 2010, 22.37..

[Öhm..]
Lotte Reiniger'ın '26 yapımı sessiz filmi Die Abenteuer des Prinzen Achmed, her ne kadar ilk uzun metraj animasyon olarak bilinse de, aslında kopyaları günümüze kadar ulaşabilmiş ilk animasyon.. Zira, kayıp olsa da, '17 yapımı Quirino Cristiani filmi El Apostol ilk animasyon olarak kabul ediliyor-
ki, buna benzer bi sorundan Türk sineması da mustarip..

Film, Karagöz - Hacivat'tan aşina olduğumuz bir teknik olan silüet animasyon yöntemiyle hazırlanmış: Reiniger'ın (sonradan eşi olacak..) Carl Koch'la birlikte hazırladığı silüetlerdeki ayrıntılar oldukça süper, öncelikle bunu belirtmem gerekiyor: Filmin çekim süreciyse korkunç derecede zor geçmişe benziyor.. Onca silüeti siyah kartondan hazırlamak, arkasından ışık yansıtıp saniye başına 24 frame çekip, sonradan bunu tonlamak: O günlerin teknik imkan/sızlık../ları düşünüldüğünde Reiniger'ın çabasını takdir etmemek imkansız: Ölümüne kadar da bu yöntemle çalışmayı sürdürmüş bir isim..

1001 Gece Masallarını'nı uyarlayan filmin öyküsü şu şekilde: Adı belirtilmeyen bir halife, krallığı yönetiyor: Afrikalı Büyücü, uçan bir at "yapıyor.." ve bunu halifeye sunuyor, bir kese altın karşılığında atı satmaya yanaşmayan Büyücü, sonrasında halifenin "ne istersen.." teklifi sonrasında kızı Dinarsade'yi seçiyor.. Bu sırada Achmed, uçan ata binerek gökyüzüne doğru yolculuğa çıkıyor, zira, atı nasıl yere indireceğini bilmiyor.. Atı kontrol etmeyi öğrendikten sonra Wak-Wak adındaki bir yere iniyor, orada Peri Banu'yla karşılaşan ve ona hemen aşık olan Achmed, onu sevgili olmaya "ikna ediyor..", ancak Büyücü Achmed'e engel olmaya kararlı.. Onu kandırıp bir çukura hapsediyor ve Peri Banu'yu "satmak.." için soluğu Çin imparatorunun yanında alıyor.. Bu sırada bulunduğu yerden kurtulan Achmed, Büyücü'nün ezeli düşmanı Cadı'nın yardımıyla Banu'yu evlenmekten kurtarıyor, ancak bu defa devreye Wak-Wak'ın kötü-ruhları giriyor: Banu'yu kaçırıyorlar, Wak-Wak'a girebilmek içinse Aladdin'in lambasına ihtiyaç var.. Bu noktada Aladdin'in hikayesini flashbackle öğrendikten sonra, Aladdin ve Cadı'nın yardımıyla Achmed, mutlu sona ulaşıyor.. Büyücü öldürülüyor, ülkelerine geri dönüyorlar ve evleniyorlar..

Tabii, tüm bunlara rağmen, öyküden kaynaklanan sorunlar da yok değil: Büyücünün "Afrikalı.." olmasının özellikle belirtilmesi ve filmin tek "kötü.." adamı olmasının işaret ettiği ırkçılık filmden değill, metnin kendisinden kaynaklanıyor, bunun dışında kadınların "kullanılışı.." da oha dedirtse de, metin düşünüldüğünde "şaşırtmıyor.."-
özellikle Achmed'in Wak-Wak'a ilk geldiğinde 5 kadınla "oynaştığı.." sahne bu açıdan son derece ikonik: Onun dışında Banu'yla karşılaştıklarındaki tavrı da son derece benzer bi şekilde işliyor..

Bunun dışında filmi oryantalist olarak nitelemek mümkün gibi görünse de, tam anlamıyla oryantalist bir film değil Die Abenteuer des Prinzen Achmed: Evet, onca batı klasiği dururken, bu temanın seçilmesi, Ingres tablolarını andıran karakter tasvirleri bizi bu yöne getirse de, beri yandan aslına mümkün olduğunca sadık bir hikaye örgüsü dolayısıyla film bir batılının elinden çok, doğulunun elinden çıkmış gibi duruyor: Özellikle diyaloglarda öne çıkan bu yaklaşımı "doğulu.." kimliğiyle izlemek oldukça değişik oluyor..

Tüm bunları o günün teknolojisiyle görmek, hakikaten olağanüstü bir deneyim.. Büyülenmiş gibi bakakalıyorsunuz gördüklerinize.. Benim favori sahnelerimse Peri Banu'nun Achmed'le tanışmadan önceki göl sahnesi: Mavi tonun etkisini de yadsımıyorum tabii, ancak, 3 kadının uçarak yere inişleri, "kostüm.."lerini çıkarmaları son derece etkiliyor..
Diğeri de Aladdin'in kalesinin kendi kendine inşa edilişi..
Film boyu eşlik eden müziklerse olağanüstü..

1 yorum:

Punk C. dedi ki...

Reiniger hep tribal gelmiştir bana.

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.