sam mendes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sam mendes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

American Beauty


[Sonunda Sizden Gelenler seçkisi bitiyor.. İlk kez denediğim ve muhtemelen bir daha denemeyeceğim böyle bir şeçki için mail gönderen herkese teşekkür ediyorum..]

'99 yapımı Sam Mendes filmi American Beauty'yi genel olarak sevmiyorum zira sol gösterip, sağ vuran bir film kendisi.. Sevdiğim birkaç vurucu anı var ancak, eleştiri gibi başlayıp, doğrudan konvansiyonel bir anlatıya yönelmesini samimiyetsiz buluyorum..

Hiç de öyle görünmeyen (klasik..) banliyö hayatına odaklanan filmin hikayesiyse kısaca şöyle: Bir aile var, kızları ergen liseli, anne işkolik bir duyarsız, babaysa sorunların farkında olan pedofil biri, birisi.. Yan komşuları orduda çalışan homofobik bir gayse, uyuşturucu satıcısı oğlu ve sinirleri alınmış karısıyla birlikte yaşıyor, bir de "güzel.."imiz var tabii.. İşler karışıyor, aile dağılıyor vs..

Filmin en çok hoşuma giden repliği "en az sorumluluk gerektiren işi istiyorum.." Ve fakat bunun dışında film, başlangıçta verdiği imajın tam aksi yönüne doğru kaymaya başladığında tahammül sınırlarım da zorlanıyor haliyle.. Ve o bahsettiğim sahne de Lester'ın Angela'yla yatmak üzere olduğu sahne.. Bu sahnenin ardından film öyle bir kırılıyor ki, ~2 saate yakın anlatılanlar bir kenara itilip, konvansiyonel sinemanın o bildik kuralları işlemeye başlıyor.. Sekse dair tüm göndermelerin dışlandığı bu son bölümde, Lester ölüyor.. Ve elimizde "üzülen.." aile bireyleri kalıyor..

Banliyölerde her şeyin göründüğü kadar temiz olmadığının kim bilir kaçıncı örneği olan film, görünenle gerçek arasını ters-yüz ediyor etmesine de, kullandığı figürlerin de altını o kadar iyi doldurmuyor, eh, aslına bakarsanız ucundan bir freak-showu, sirk geçidini de andırmıyor değil.. Eni-konu işlediği karakterimiz Lester'sa sebebini anlayamadığımız bir "uyanış.." ertesinde eşine, departman yöneticisine, sisteme karşı çıkıp, "farkındalık.." yaşıyor.. Bu noktada filmin de bir trüğü var, eşi Lester'ı aldatıyor, Lester'sa eşini aldatmıyor.. Önemsiz gibi görünen bu ayrıntı üzerine saatlerce konuşabilirim: Evliliğindeki tüm sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen, eşi onunla sevişmiyor.. Dahası aldatıyor, Lester eşini nasıl görüyorsa biz de onu o şekilde görüyoruz, hatta onu yaptıkları için destekliyor olmamızı da bekliyor film.. Bense bu tavırdan hoşlanmıyorum..

*: Bu yazıyı Britney Spears - Hold It Against Me eşliğinde yazdım (ne var??)
Read more

Revolutionary Road





Şimdi film Amerikan rüyasını eleştiriyor, ii güzel diyoruz: Ve fakat banliyöden şehre çalışmaya giden erkeklerin hepsinin bir-örnek görünüşlerini, kadınların birbirlerinden bişii isteyecekleri zaman ellerinde küçük bi hediyeyle gitmelerini, "Paris'e taşınmaya karar verdik: yaşamak için.." dendiğinde onlar adına sevinmiş gibi davranmanın ve kıskançlığı gizlemenin ne kadar zor olduğunu, dadılık mesleğinin ne kadar işlevsel olduğunu bi filmde ilk defa izliyormuş gibi yapmamız gerekiyor-
şimdi böyle bi konuyu ele alan onnlarca film varken, Sam Mendes'in bu uyarlamayı çekme sebebini irdeleyecek diilim: Kitap '61'de çıkmış, o zamanlar filme uyarlansaydı, şu an bi klasik olmuştu belki, ama; yıl '09 ve banliyöden yola çıkıp, Amerikan rüyasını eleştiren onlarca film çekilmiş( hatta muhteşem bi örneğini sam mendes de vermiş..)ken bu filmi izlediğinizde de "e yani.."den öte bi tepki veremiyorsunuz-
ben veremedim şahsen..

Kaldı ki, filmin Amerikan rüyasını (kendince..) yerin dibine batırırken, anti-tez olarak Paris'i (genelleyelim: Avrupa'yı..) önermesiyse bence enn büyük handikabı: Daha dişe dokunur (cesur diyelim..) bi öneri/eleştiri getirilseydi keşke..
Filmin başka bi zaafı da, John Givings karakteri üzerinde yükseliyor: Film, vermek istediği mesajı zaten işleyişiyle veriyor (Frank'ın en zayıf noktasının "erkek olma/hissetme.." duygusu olduğunu daha ilk tartışmalarında anlıyoruz; ya da çocuk yapmanın anlamsızlığını..)
Yani bi de bunları John Givings'in ağzından altı kalınca çizilmiş cümlelerle duymanın bi anlamı kalmıyor..

Açıkçası filmin beni en çok sevindiren kısmı, kürtajın böylesi bi yapımda "seçenek.." olarak sunulmasının dışına çıkılıp, gerçekleştirilmesiydi-
film/dizilerde kürtaj, hep bi dramatik öğe olarak kullanılır ve fakat, karakterler "son an.."da vazgeçerler-
bu vazgeçişin sebebi, Amerika'da kürtaja karşı olanların azımsanamayacak kadar çok olmasından kaynaklanıyor tabii ki..
Kitabın yazıldığı tarihlerde Amerika'da kürtajın yasal olmadığını (ve kadınların April gibi kendi kendilerine kürtaj yaptıklarını..) düşündüğümüzde de, kitabın böyle bi sonla bitişi işlevsel olmuş..
Film de bunun üzerine, Hollywood'da kendi devrimini yapıp, kürtajı "hak.." olarak görüp gerçekleştiriyor: April herr ne kadar ölse de Hollywood için büyük bi adım bu..
Kadınların kürtaj olup ölmedikleri filmler bekliyorum ben: Hollywood, çekincelerinden kurtulmalı artık..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.