Christian Bale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Christian Bale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Fighter


'10 yapımı David O Russel filmi The Fighter, artık beni bayma noktasına getirmiş boks filmlerinden biri, birisi (daha..)

Hikayesiyse şöyle: Dicky, görece ünlü bir ex-boksör, zira crack kullanmaya başladıktan sonra kariyeri inişe geçip, yok olmanın eşiğine gelmiş.. Kardeşi Micky'nin antrenörlüğünü yapıyor, Micky'yse Dicky'ye oranla daha bir idealist.. Bir de bissürü kız kardeşi ve annesi var: Annesi menajerliğini yapıyor Micky'nin.. Bir de sevgilisi ve başka bir aile dostu var.. neysse,, Micky başına gelen iki kötü olay (yenilgi, polis şiddeti..) sonrasında ailesinden uzaklaşmaya ve başka antrenörlerle çalışmaya başlıyor ve kariyerinde belli bir yükselişe geçiyor, sonrasını anlatmayayım, zira yazarken bile sıkıldım..

Açıkçası hayata karşı mücadelede boks metaforu kullanılmasının yasaklanması gerekiyor bence, bunun başka bir örneği olan The Fighter'da -yine, bir adamın hayata karşı mücadelesini izliyoruz.. Daha çok kendisini düşünen anne ve abisinin gölgesi altında varlık gösteremeyen Micky, onlardan uzaklaşarak birey olma şansını yakalamışken.... Bir twistle birlik beraberliğin daha önemli olduğuna geçiyoruz..

Film iki kardeşi dibe batırıp, yukarı çıkarıyor: Dicky hapishanede crackten arınıp, daha "temiz.." bir insan olurken, Micky birey olmaya başlıyor.. Ancak bu iki kardeşe aynı oranda sempati besleyemiyorum: Dicky (ve annesi..) bildiğin asalak çünkü.. Tek başlarına var olamadıkları gibi, başka vücutlara/hayatlara yapışarak ancak belli bir düzeyde iş görebiliyorlar.. Filmin mizahi yönü, David O Russell'a aşina olanları şaşırtmamıştır muhtemelen, ancak çok daha iyilerini çekebilecek bir yönetmenin böylesi bir projeye neden bulaştığını da çözemedim.. O da isim yapmak istiyor, belli.. Eh, ne diyelim, Micky gibi şansı açık olsun..

Read more

Velvet Goldmine


[Ya aslında bunu Todd Haynes filmografisinde ele alacaktım, ve fakat Hedwig And The Angry Inch akabinde Godard yerine bi-iki rock filmi yaziym oldum-
bu giriş bölümünü anneme ithaf ettim tabii..]

Todd Haynes'in I'm Not There..'i, aslında bu filmi izleyenler için çok da şaşırtıcı olmamıştı-
o filmin hayatımıza çok daha büyük bi katkısı oldu gerçi, neysse,,
Velvet Goldmine lafı açıldığında, İngiliz ve Amerikan aksanlarındaki farklı telfaffuzu dışında, filmin David Bowie'nin kariyerine Haynes bakışı olduğu sık sık yinelenir, Iggy Pop'la arasındaki ilişkiyi merkeze aldığı vs.. belirtilir..

Fakat, aynen I'm Not There..'de, hatta filmin açılışında dendiği gibi, bunlar hayal ürünü, kaldı ki, filmdeki gazetecinin de Haynes'in alter egosu (aslında kendisi..) olduğu açık.. Ama muhteşem bi fantezi, olağanüstü bi seyirlik..

Brain, ünlü oluyor (çok hızlı geçtim sanırım bubölümü..), tabii bu yol, biraz zorlu geçiyor, festivalde şarkı söylerken kendisi yuhalanıyor, aynıgece çıkan Curt'se yuhalanmasına rağmen, Brian ondan fecii şekilde etkileniyor-
bu noktada, Ewan McGregor'un, Iggy Pop'un sahne personasını taklit etmesine rağmen, ondan daha etkileyici bi iş çıkardığını eklemek gerekiyo..
Brian, çalıştığı menajerinin, diğer "güçlü.." menajere yenilgisinden sonra, şöhret basamaklarını hızlı bi şekilde tırmanmaya başlıyo, bu süreçte eşi de kendisine oldukça destek olmakta, Jack'ten çaldığı broşun da etkisini yadsımıyoruz tabii-
ki, filme eklenen bu küçük imge, öylesine "özel.." bi imgeyi sembolize ediyor ki, diyecek söz kalmıyor..

Amerika'ya giden Brian, orada en çok tanışmak istediği kişinin Curt olduğunu söylüyor ve tanıştıktan sonra işler yavaş yavaş değişmeye başlıyor, Brian ve Curt konserler verir ve yeni bi şarkı için kayıt yapmak için uğraşırken aşık oluyorlar ve film kırılıyor: Eşiyle arası açılan Brian, Curt'le arasının bozulmasından sonra giderek kendini yalıtıyor.. Ve dublörünü sahnede suikaste kurban vererek, kariyerini öldürüyor..

Curt'le aralarındaki bağ koptı sanırken, aslında ikilinin uzaktan da olsa birbirlerini takip ettiklerini filan-
insanın içine oturan sahneler bunlar..

Tabii, tüm bu hikayeyi gazeteci ve onun konuştuğu kişilerden öğreniyor olmamız, onların kafasındaki Brian algısını yansıtıyor, ki, bu da filmin amacına uygun bi seçin.. Öyküyü anlatan gazeteci olduğunda da, bu durum pek değişmiyor, zira Curt'ün deli personası onu da etkiliyor..

Hakkaten süfer bi film..

*: Sebastiane'ın açılış sahnesini hatırlayanlar vardır, hah, o olağanüstü groteskliğe bulanmış sahnedeki mim sanatçısı Lindsay Kemp, bu filmde de aynı tarzda karşımıza çıkıyor :))
**: Haynes'in Superstar: Karen Carpenter Story filmine yaptığı Barbieli göndermeyi de unutmamak lazım.
Read more

American Psycho


Homofobik bi gizli eşcinselin hikayesi..

Gerçi filmde (kitabını okumadım, bilmiyorum..) bununla ilgili sahne iki tane: Tuvalete biri, birisini öldürmek için gittiğinde, onun boynunu sıkarken, diğerinin öpmesi-
ancak, Patrick olayın ilerlemesine izin vermiyor..
Öldürdüğü bi başkası hakkında dedektifle konuşurken, onun gizli eşcinsel olduğunu söylüyor.. vs..

Bu gizli eşcinsel/homofobi okumasını sadece bu sahnelere dayandırmıyorum tabii.. Patrick bi kere inanılmaz obsesif, kartvizitlerden tutun, takım elbiseler, öldürmek için kullandığı yöntemler, cinayet öncesi müzik tarihinden bilgiler ritüeline kadar.. vs..

Filmin sevişme sahnelerinde kendini aynadan izlemesi narsisistik okumalar yaptırabileceği gibi; ben daha farklı bi yol denemek istiyorum: Bu adam, aslında hep penisinin ereksiyon halinde kalmasını istiyor/izliyor: Porno izliyor, akabinde spor yaparak kaslarını şişiriyor (kanla doluyor onlar da..), kartvizitlere fallik anlamlar yüklediği bariz, güç takıntısı var (dilencilere yaptığı..) filan..

Bi de sevişme esnasında sadizme (mizojini olarak okuyunuz..) kayması: Ki, bence kendini en fazla açık ettiği yer de burası..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.