Neco Z Alenky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neco Z Alenky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Otesánek


Jan Svankmajer'in '00 yapımı filmi Otesanek, Karel Jaromir Erben'in aynı adlı masalından uyarlanmış, "ürkütücü.." bi masal.. Masaldan farklı bi şekilde bittiğini baştan belirtmem gerekiyor.. Ve ayrıca Svankmajer'in konvansiyonel sinemaya en yakın filmi olduğunu da-
tabii, bu kötü olduğu anlamına kesinlikle gelmiyor..

Hikayesi şu şekilde: Karel ve Bozena, evli bi çift: Bi çocukları olsun istiyorlar ve fakat, bunun mümkün olmadığını anlıyorlar: Özellikle Bozena bu gerçekle başa çıkmakta oldukça zorlanıyor.. Bebek çağrıştıran her şeyler ağlamasına sebep oluyor.. Bi gün ormandaki evlerindeyken Karel, bebeğe benzeyen bi ağaç kökü çıkarıyor topraktan ve onu kesip/biçip bebeğe biraz daha benzetiyor: Ve onu Bozena'ya verdiğinde kadın, ona gerçek bebek gibi davranmaya başlıyor.. 9 ay boyunca haftasonları bebeğiyle ilgilenen Bozena, bu süre boyunca da hamile rolü yapıyor ve bebeğini "doğuruyor.." Ağaçtan yapılan Otik canlanıyor ve Bozena daha bi mutlu oluyor.. Karel, durumla başa çıkmakta zorlansa da, bununla yaşamaya çalışıyor.. Ancak, Bozena'nın saç tutamını yiyen Otik, kontrolden çıkmaya, önüne gelen her şeyleri yemeye başlıyor: Bozena ve Karel, eve sürekli yemek taşırken, komşular da Otik'i görmek istiyorlar: Otik evin kedisi ve üç kişiyi yedikten sonra Karel ve Bozena önlem almak zorunda kalıyorlar ve Otik'i apartmanın bodrumuna hapsediyorlar.. Ve fakat burada da devreye Alzbetka devreye giriyor: Otik'le arkadaş olan küçük kız, onu besliyor, ancak o da Otik'i doyuramayınca Otik'in 3 kişiyi yemesine izin veriyor..

Hikayenin birden fazla ayağı var: Otesanek'in, tüm "canavar.." ya da hayalet filmlerindeki gibi sembolik bi işlevi var: Misal, Honogurai Mizu No Soko Kara'da sözkonusu hayalet, annenin kendi çocukluğundaki travmaların yansımasını sembolize ederken, Gojira'da yaratık kapitalizmi sembolize eder: Örnekleri çoğaltmak mümkün.. Bu filmde de Otesanek, Bozena ve Karel'in kadere karşı direnişini ve açgözlülüğünü sembolize ediyor: Zira, çocuk sahibi olamayacaklarının bilincinde olsalar da, bunu ağaçtan yapılmış bi bebekle değiştiriyorlar-
bi yandan da oldukça acıklı bi yanı olduğunu teslim etmek gerekiyor..
Ancak, kadere karşı direnişin de bi "cezası.." var, açgözlülükleri kendilerine dönüyor Karel ve Bozena'nın: Otesanek'in canavarlaşması ve önce kedi, sonra da insanları yemeye başlamasından duydukları suçluluğun ezici etkisinden kurtulmak (ve bu sayede rahatlamak..) için, savunma mekanizmaları devreye giriyor-
çoğunlukla inkar, ancak bu savunmaların narsisistik bi yönü olduğu da muhakkak: "Alt tarafı bi hayvan.."la başlayan akılcılaştırma çabası, "kimse postacıyı merak etmez.." gibi bi sona bağlanıyor-
ki, daha Karel, Otesanek'i yaptığından itibaren Bozena'nın kediye karşı davranışı çarpıcı bi şekilde değişiyor..
Ve finale doğru kendi açgözlülükleri yutuyor Karel ve Bozena'yı..

Bi de filmin "Sıdıka.."sı, Alzbetka var: Yaşına rağmen, fecii derecede bilgili olan Alzbetka, her seferinde babasını şaşırtmayı başarsa da, Karellerin "sır.."rını çözen kişi: Filmin en başında söylediği replik, finalde neden o noktaya geldiğini özetliyor: "Apartmandaki tek çocuum.." dedikten sonra ağlaması, onun için dayanılmaz bişii olmalı ki, Otik gibi, görece korkutucu bi figürle arkadaş oluyor: Dahası, onunla Otik'in "öz.." ailesinden daha ii anlaşıyor ("canavar da olsa, çocuk çocuktur..")

Filmin, başka bi meselesi de pedofili: Açıkçası, filmin bu konuda belirgin bi tavrı yok: Zira, Alzbetka durumun farkında, yaşlı adamın kendisini görünce gözlüğünü takıp daha dikkatli bakmasından rahatsız olsa, hatta zaman zaman saklansa da, ona karşı kindar ya da boyun eğici bi tutum takındığını söylemek mümkün diil: Zira, adamın "cezalandırılması.." da, yine şans eseri oluyor..

Filmin özellikle açılışındaki bebek satışı (havuzdan fileyle alınması, tartılması ve paketlenip müşteriye verilmesi..) sahnesi olağanüstü.. Alzbetka'nın babasının gördüğü halüsinasyonlar da öyle.. Geniş kitlelerin en kolay içine girebilecekleri Otesanek'in, Svankmajer filmografisinin geneli düşünüldüğünde en "ayrıksı.." filmi olması da ironilerin en güzeli olsa gerek.. Pavel Novy'nin varlığını da unutmamak gerek ve masal okuma sahnelerinde Neco Z Alenky'ye yapılan göndermeleri..
Read more

Neco Z Alenky


Jan Svankmajer'in '88 yapımı filmi Neco Z Alenky, Lewis Carroll'ın Alice's Adventures In Wonderland kitabından uyarlama..

Tim Burton için sakız gibi çiğnenip/uzatılıp duran bi söz (atasözü olacak neredeyse..) vardır: Farklı ve garip olandan olanı korkutucu bi figür olarak diil de sempatik gösterme konusunda fecii başarılıdır, diye.. Jan abimizse herkeslerin sempatik bulduğunu gayet karamsar bi şekilde resmetmeyi seçiyor..

Hikaye fazlasıyla bilindik olduğu için değinmeyeceğim: Filmin özelliklerinden bahsedicem.. Öncelikle romana fazlasıyla sadık kalan bi uyarlama Alenky: Her ne kadar jenerikte ilham alındığı belirtilse de, sıkı sıkıya romanı takip ediyor film: Tek bi farkla: O masalsı diyarı, bilinçaltı gezintisine dönüştürüyor: Mekanı da "gerçek.." bi şekilde diil, rüya/kabus olarak betimleyerek başarıyor ve film de gücünü buradan alıyor daha çok..

Çok fazla tekniği bi araya getiren filmde, en çok Svankmajer'in alametifarikası animasyon öne çıkıyor ve filmde Alice dışında oyuncu yok: Karakterlerin geri kalanı animasyon tekniğiyle hareket ediyorlar-
hatta zaman zaman Alice de: Küçüldüğü bölümlerde kendisini bi bebek "canlandırıyor.." zira..
Film, şimdi izlendiğinde plastik açıdan o kadar tatmin etmeyebilir belki ilk kez izleyecek olanları, çünkü karakterin hareketleri bazen çok keskin olabiliyor, bu ayrıntıya takılmayanlar içinse (ki, hiçbi şekilde şikayetçi diilim: olamıyorum..) muhteşem bi seyir zevki sunuyor Alenky.. Öne çıkan karakterlerse özellikle iki boyutlu The Queen Of Heart başta olmak üzere saraydakiler (süfer ötesi..) ve March Hare.. White Rabbit tasarım olarak "bi tuhaf.." olduğundan ısınma konusunda sıkıntılar yaşanabiliyo zaman zaman kendisine..

neysse,, filmde öne çıkan belirli bi sahne yok aslında, hepsi birbirinden güzel olan sahnelerden illa biri, birisini seçmek zorunda kalırsam Mad Hatter ve March Hare bölümünde monotonluğun deliliği andırmaya başladığı (kurgunun da rolü çok büyük haliyle..) sahne derim.. Ancak saray sahnesindeki iki boyutlu kağıtlardan hazırlanan animasyonlaraysa bittiğimi bi kez daha belirtmem gerekiyor..

Süfer film: İzlediğim en ii/güzel Alice uyarlaması bile diyebilirim.. Dedim..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.