Kaybedenler Kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaybedenler Kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kaybedenler Kulübü



Tolga Örnek'in '11 yapımı filmi Kaybedenler Kulübü'nü sevmeyeceğim daha en başından beri belliydi: Zira söz konusu radyo programını zerre beğenmediğim gibi, bu şişirilmiş plastik rock'n roll lifestyle balonundan da tiksinti duymaktayım..

Film adını ve hikayesi bir dönem fenomene dönüşmüş aynı adlı radyo programından alarak, yarattığı impact'e (Türkçe tam karşılığı olmayan kelimeler dışında yabancı kelime kullanmayan benim, bu yazıya neden bunca yabancı kelime enjekte ettiğimi anlarsınız diye ümit ediyorum) vurgu yapıyor, araya bir aşk hikayesi ve binlerce broken heart da sıkıştırıyor.. Programın bitmesiyle de bir "devir" kapanıyor..

Şimdi, çıkıp da burada "onca zenginliğin içinde ne bu kaybeden tribi??" tribine girecek değilim, zira filmin daha açılış bölümünde işaret ettiği bir "entelektüel kaybeden" durumu var: Verilen örnek de şu: "Sen zirveye çıktığında bir de bakmışsın ki, etrafında kimse yok: O zaman kaybedensin.." Anlatmak istenilen dert (de) bu olunca o noktadan mevzuya lead in yapmak istedim: Hem daha çok malzeme çıkacak buradan, eminim..

Film tam anlamıyla bir aforizma çöplüğü: Yani "bu" cümlelerden -hala, etkilenen filan varsa, Cin Ali serisinden yeniden okuma serüvenine başlarsa kazanımları eminim çok daha büyük olacaktır: Bayağılığın dibi olmadığını hepimiz biliyoruz da, ortada bundan çok daha büyük problemler var.. Film 3 kadın karakteriyle (esas kız, djlerden birinin annesi ve yayınevindeki kız) diğer kadınları fecii kalın bir çizgiyle ayırıyor-
radyonun direktörü her ne kadar bir kadın tarafından canlandırılsa da cinsiyetsiz  olarak kodlanmış filmde.. Bu kadınlar "özel"ler, ve biliyoruz ki onlara hiçbir zaman "sizinle yatmış mıydık??" gibi bir soru sorulmamıştır hayatları boyunca: Ancak diğer kadınların isimlerini bile akılda tutmaya gerek yok nasıl olsa değil mi?? Filmin yeniden üretip dolaşımına soktuğu bu cinsiyetçiliğin tavan yaptığı nokta da sevişme sahnelerinde en çok kendisini açık ediyor: Basic Instinct'ten arak bir sahneyle açılan tutkulu sevişme, en romantiğinden bir görsellikle servis edilince anlıyoruz ki, esas kızımız pek kıymetli.. Kendisiyle misyoner, kucak ve lazy doggy'den başka bir pozisyon denenmiyor, diğer kadınlarla sevişirkense porno film dili/görselliği karşılıyor bizi: Eh, Yeşilçam filmlerinde de Türkan Şoray ya da Filiz Akın'ı bacak omuza sevişirken göremememizle aynı neden işliyor ne de olsa burada..

Filmin ortalarında artık bana "ohaa" dedirten bir cümle sanki çok normal bir şeyden, akşam yemeğinde tonbalıklı makarna yediğinden bahseder gibi dökülüyor bir karakterin ağzından: "Bizim '68'imiz de bu herhalde.."
He canım, sizin '68'iniz de bu sahiden: Belli ki senaristler, radyoda başlayan bu hareketi bu şekilde görmenin cazibesine kendilerini fazlasıyla kaptırmışlar: '68'i sadece içmek, sevişmek ve ortalığa kendi ağırlığını taşıyamayan aforizma saçmak olarak değerlendirirseniz, elbette ki kendi hareketinizi de bu çerçeveye sokabilirsiniz: Tıpkı deri montun, saç uzatmanın, Harley'in, Bukowski okumanın, fuckin' Jesus Christ diye ünlemenin, mezarlıkta ilham beklemenin sizi rock'n rollcu yaptığına inandığınız gibi: İçine girilen bu "imaj"  kızlara "adın neydi senin??" demek, içi doldurulmamış bir Marx göndermesi yapmak,  "herkes için adalet istiyorum" gibi popülizmin en dibinde/n s/eslenmekten ibaretse eğer, durup bir düşünmek gerekiyor: Neyin '68'i?? Pompaya devam edildiği sürece bunda da sorun edilecek bir şey yok: Nasıl olsa hala bunlara tav olanlar var..
Aslına bakarsanız ithal edilen her kültür için genelleyebiliriz bunu: '70'lerden ithal edilen rock'n roll/hippi "modası" yerini '80 ve '90larda metalciliğine, ardından da çok kısa süren goth/ic rüzgarın, rap/hip-hop dissçiliğine evrilişinin "piyasada"ki yansımasının yaz/kış bot, siyah pantolon, siyah tişört giyip Bodrum'a otostopla gitme, 2 kilo zincir taşıma;  tüllü/dantelli siyah elbiseyi file çorap ve ağır siyah göz makyajıyla taçlandırma ve en nihayetinde devasa bol pantolon ve tişörtlerin yan takılmış şapkalarla poz kesmeye tekabül ettiğini görmekteyiz:  "Bu" imaj dünyasına baktığımda,  kocaman bir hiçlikten fazlasını göremiyorum ben..

Beri yandaysa ısrarla kulağımıza sokulan bir "kendini ciddiye almayan iki adam.." imgesi olmasına rağmen, inşa ettiği personalarına delice tapan iki adam duruyor karşımda: Ve onlar gibi olduğunu düşünen/olmaya çalışan yalnız ve "kaybetmiş" bir yığınlar topluluğu..



Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.