Nicole Kidman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nicole Kidman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eyes Wide Shut



Stanley Kubrick'in '99 yapımı filmi Eyes Wide Shut, dünya sinemasını yaklaşık 10-15 yıl geriden takip eden sinemamızın son birkaç senedir işlemeye bayıldığı "modern hayat ve lanet olası kadın-erkek ilişkileri" konusunu çoktan deşip, inceleyip ve kapamış bir film. Kendi adıma pek sevmesem de, bugün yeniden izledim.

Eyes Wide Shut, her şeyiyle görkemli ve fancy'ydi: O zamanların en gözde çifti Nicole Kidman ve Tom Cruise'u bir araya getiriyordu, yönetmen Stanley Kubrick'ti, senaryosunun ilhamını Arthur Schnitzler'den alıyordu. Buna karşın film ne yazık ki, Nicole ve Tom'un yatak odasını gözetliyormuşuz gibi saçma bir şekilde cinsellik ağırlıklı pazarlandı filan-
biliyorsunuz.

Yatakta esrar içerken William'ın Alice'e erkeklerin nasıl canlılar olduğunu söylediği sahne ve Alice'in tepkisi filmin kilit noktası. Kubrick, bu sahnede iki karakterin eşit şartlarını bozarak, filmi bir erkeğin dramına dönüştürüyor: Alice, deniz subayı ile ilgili fantezisini anlattığında William bir paranoya girdabına doğru çekiliyor. Oysa kitapta, Alice'in itirafının ardından William da genç kızla olan fantezilerini anlatırken, Kubrick bunu filmin finalini daha da anlamlı kılmak için -bilerek- es geçiyor.

O zamana kadar karısının çok sadık olduğunu düşünen William'ın dünyasına kafasında kurguladığı güvenlik kamerasıyla çekilmiş aldatma görüntüleri girince, kendisi de adeta Sadakat Belirleme Sınavı'na giriyor. Çevresindeki koşullar sanki önceden belirlenmişçesine her gittiği yerde bir kadınla karşılaşıyor (bir kadın arıyor?) Marion'layken kadının sevgilisi geliyor, fahişe Domina ile birlikteyken karısı arıyor, orgy partisinde oraya ait olmadığı ortaya çıkıyor vs.

Filmin başındaki şık parti ve yatakta esrar içtikleri sahnede Kubrick bize William'ı dürtüsel bir karakter, Alice'i ise ne kadar baştan çıksa da dürtülerini kontrol edebilen bir karakter olarak tanıtıyor. Oysa katıldıkları partide koşullar eşit: Hem William'a, hem de Alice'e kur yapan birileri var. Ancak Alice bu flörtöz durumu "evliyim" bahanesiyle de olsa "kendi" iradesiyle sonlandırırken, William gitmeye son derece istekli görünmesine rağmen, bir başkasının onu çağırmasıyla geri dönmek zorunda kalıyor.

Geçen yaz William'ı aldatmayı ve her şeyden vazgeçmeyi göze alan Alice, sürecin sonunda dürtülerini kontrol etmeyi "öğrenmiş" halde karşımıza çıkıyor. Aynı süreci birkaç günde birkaç kadınla yaşayan William da dürtülerini kontrol etmeyi "öğreniyor." Neyin gerçek, neyin hayal olduğunun farkına varamadan bir gece tıpkı Alice'in itirafında olduğu gibi, "her şeyi" itiraf ediyor. Artık şartları eşit: Sadece şimdiye odaklanmalı ve sevişmeliler. Geçmişi düşünmeye gerek yok, geleceği de...

Bu filmle ilgili "Illuminati, Illuminati" diye kafa siken tayfaya not: Bu tür örgütlerin sinemada daha önce ifşa edilmişleri için '89 yapımı Society (filmin finalindeki orgy sahnesinin benzeri hala çekilmedi) ve '68 yapımı Rosemary's Baby'yi izleyebilirsiniz...



Read more

Rabbit Hole


'10 yapımı John Cameron Mitchell filmi Rabbit Hole, Mitchell'in önceki işleriyle karşılaştırdığımızda kısmen sönük kalan bir aile draması..

4 yaşındaki çocuklarını kaybedeli 8 ay olmuş bir çiftin yas sürecine odaklanan film, aslında Becca'nın inanacak bir şey bulmasının hikayesi.. Bu büyük kayıp ertesinde hala ne yapacaklarını bilemeyen çift, grup toplantılarına bile katılıyor, bekleneceği üzere bunun bir faydası olmuyor ve kadınla erkek ayrı ayrı bununla baş etmeye çalışıyor.. Erkek, arada esrar çekip, çocuğunun anılarını etrafında tutmaya çalışırken, kadınsa çocuğun ölümüne sebep olan gençle konuşmaya başlıyor..

Becca, Tanrı'ya öfkeli ve ona inanmayı bırakalı bayağı bir zaman olmuş, bu konuda annesiyle, kocasıyla, gruptakilerle, kısaca çevresindeki herkese karşı öfke dolu.. Tanrı'ya karşı olan öfkesini çevresine boca etmekten başka bir çaresi yok.. Bu noktada devreye giren genç, onu alternatif gerçeklikle, paralel evrenlerle tanıştırıyor ve başka evrenlerde mutlu olma "olasılığı..", onun "bu.." evrendeki suretinin yas sürecini tamamlamasına sebep oluyor-
paul Ricoeur'un yazdıklarına da bir göz atılabilir bu noktada..

Dianne Wiest süper..

Read more

Moulin Rouge


'01 yapımı Moulin Rouge gösterimdeyken, ortalığı birbirine katmıştı, "müzikal dirildi.." gibisinden şeyler hatırlıyorum hatta.. Ve fakat, nedense bu filmi, çok da sevemedim ben.. Bikaç kere izlemiş olmama, o müthiş grotesk havasına/aurasına rağmen..

Biçim-içerik ya da teknik açısından hiçbi sorunu yok Moulin Rouge'un.. Klişe içeriğini postmodernliğin cümbüşüyle ters-yüz eden filmin bence en temel sorunu kimyası.. Nicole Kidman ne kadar çabalasa da, rolün içine girememiş gibi bi intiba bırakıyor.. Diğer karakterler için de aynı şeyleri söyleyebilirim-
ewan hariç tabii, eheh..

neysse,, hikayesi şu: 1900'de Paris'teki ünlü Moulin Rouge gösterilerinden biri, birisinin hazırlanma aşamasıyla bi aşk hikayesini paralel anlatıyor film: Satine, pavyonun prima donnası.. Beş parasız yazarımız Christian'sa dünyayı kasıp kavuran bohem çılgınlığına kendini kaptırıp Paris'e yerleşiyor ve daha ilk günlerinde Moulin Rouge'la arasında köprü kuracak olaylar zinciri üst kattan odasına düşen bi adamla başlıyor.. Olağanüstü bi sese (ki, Ewan McGregor'un rol aldığı filmlerden buna aşinayız zaten..) ve yazma yeteneğine sahip olan Christian, tesadüf aracılığıyla Satine'le tanışıyor ve aynı gece Dük, sahnelenecek bu oyuna "olur.." veriyor.. Tabii, Satine ve Christian birbirine aşık oluyor, ve fakat sorunlar bi tane diil: Satine tüberküloz hastası, aynı zamanda Dük onu istiyor.. Oyun provaları dolayısıyla her ne kadar Dük'ü oyalamak mümkün gibi görünse de, yazılan oyunun sığ alegorisini Dük çözmekte gecikmiyor ve oyunun finalini değiştirmelerini istiyor..

Satine, Christian'dan ayrılıyor, zira, çocuun yaşaması onun Dük'le birlikte olmasına bağlı.. Çaresizce kabulleniyor Satine ve çocuu terk ediyor.. Çocuksa buna karşı çıkıyor, bi ara ümidi yıkılır gibi olsa da, finalde bi araya geliyorlar ve fakat Satine'in bedeni hastalığa yeniliyor.. Aşk kazanmasına rağmen, Christian kaybediyor..

Görsel açıdan film büyülese de, şarkılar için aynı şeyi söylemek çok zor hakkaten.. Smells Like Teen Spirit, Material Girl, Like A Virgin gibi şarkıların sampleları dikkatinizi çekiyor ancak.. Roxanne var tabii bi de, eheh..
Ewan muhteşemken, Nicole konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim malesef: Ki, '01, onun kariyerinin zirvesi gibi bişiiydi: Aynı sene mamullerinden The Others'ta büyülenmiştim misal..
Read more

The Hours


[Filmdeki biseksüelliği çağrıştıran eylemlerle ilgili bikaç kelam etmek istiyorum sadece..]

karakter de, hemcinsleriyle öpüşüyorlar: '01'de yaşayan Clarissa, zaten lezbiyen: Ev arkadaşıyla yaşıyor ve çocuunun babasının kim olduğunu bilmiyor: Muhtemelen sperm bankasından aldığı spermle hamile kalmış..
'51'deki Laura'ysa, bi anda, adeta bilinçaltı egemenliğine girip, birden arkadaşlarından biri, birisini öpüyor..
'23'teki Virginia'ysa, ablasını öpüyor..
Aslında bunları seksüel sahneler olarak değerlendirmek bence pek mümkün diil: Zira, bu öpücükler destek olmak/almak için eyleme konuluyor..
Sebebiyse basit: Kitaptaki Mrs Dalloway de, yakın bi kadın arkadaşını "kaçan fırsat.." olarak değerlendiriyor..

Daha geniş bakalım: Virginia Woolf'un da bu tür dürtüleri var: Seksüel anlamda olmasa bile, evli olmasının diğer kadınlarla "derin ilişkiler.." kurmasını kolaylaştırdığını söylemiş (bu ayrıntı için, filmin dvdsindeki Virginia Woolf hakkındaki bölüme bakabilirsiniz..)

Film, güzel: İki anlamıyla da: Görsel açıdan muhteşem, hikaye kurgusu açısından da..
Oyunculuklar şahane: Ama Julianne Moore çok çok daha başka oynuyor.. Oteldeki sahnesiyse, bence filmin doruk noktası..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.