
Andrei Zvyagintsev'nın ilk filmi.. Tek kelimeyle muhteşem bişii..
Ivan, Andrei, annesi ve büyük annesi aynı evde yaşıyorlar.. Derken, pazartesi, "ses yapmayın: Babanız uyuyor.." cümlesiyle çocuklar babalarının döndüğünü öğreniyorlar.. Odanın kapısından baktıklarında Ivan hemen koşarak giderken, Andrei babasını izliyo bi süre..
Akşam yemek yiyorlar.. Çocuklara da sulandırılmış şarap veriliyor.. "Merhaba.." kutlaması yapılıyor bi neviinden.. Ertesi sabah baba ve iki çocuk yola çıkıyor..
Ivan'ın üzerine çöküyor baba imgesi temsil ettiği her şeyiyle birlikte: Kabaca otorite olarak niteleyebileceğimiz bu imge, içinde biçok hissi barındırıyor..
"Ivan??"
"Efendim??"
"Efedim baba diyeceksin.." Kabullenemiyor onun babası olduğunu: İlk gördüğünde onaylamak için tavan arasına koşup eski resme bakıyor..
Babasını pilot sanıyor/du Ivan, öyle olmadığını anlayıp gerçekle yüzleşiyor..
Onları otobüsle geri gönderirken "onun bize ihtiyacı yok.." diyor, bilinçaltındaki düşünce bilincine çıkıyor..
Yemek yemiyor, yolda yağmurda beklemeyi göze alıyor, babasının ona dokunmasından adeta tiksiniyor, onu öldürmek için çantasından bıçağını çalıyor, bulaşık yıkarken babasının tabağını denize atıyor, babasının istediği saatte geri dönmüyor..
Babasına kızgın Ivan, eet, ve fakat biraz daha psikolojiyi katarsak işin içine, bunlar aslında kendi varlığını babasına onaylatma çabası: Ve fakat, babası onun varlığını onaylamıyor, her çabası engellenen Ivan, kendini gerçekleştirmek için en büyük korkusuna yöneliyor: Eğer babası yanına çıkabilseydi, altındakinin deniz diil, toprak olduğunu bilmesine rağmen atlayacaktı.. Ama olmuyor, düşen baba olduğunda, filmin başındaki hisse geri dönüyor Ivan..
Andrei'yse varoluşuyla ilgili herhangi bi endişe duymuyor: Kuleden atlayabiliyor çünkü, diğer çocukların varlığını onaylaması için bu yetiyor, babasını kabul ediyor, Ivan'ın şüphelerini yersiz buluyor, araba yağmurda çamura saplanınca yediği tokat bile kafasındaki "baba.." imgesine zarar vermiyor, ta ki çok fazla tokat yiyene kadar.. O an döküyor içindekileri: "Beni öldür.." bile diyor..
Baba hakkındaysa pek bişii bilmiyoruz: 12 yıl sonra bi gün, birden geri dönüyor: Ertesi gün yola çıkıyor, çocuklarını yanına alıyor ama, aslında başka şeylerin peşinde-
film bu konuda fecii ketum: Ne yaptığına, o yeşil bi örtüye sarılmış şeyin ne olduğuna, adadaki evin zemininden çıkardığı metal çantada ne olduğuna, kimlerle ne için konuştuğuna dair hiçbi bilgi vermiyor.. Çocuklarına neden öyle davrandığınıysa zaten bilemiyoruz.. Onları "büyük..", daha doğrusu kendisi gibi davranmaya zorluyor-
belki öğretiyordur: Ve fakat iletişimsizlikten mustarip olduğu ortada..
İşte bu noktada Izgnanie giriyo devreye: Baba'yı aynı oyuncunun oynamasını belki tesadüf olarak görebiliriz ve fakat iletişim sorunu, dahası "kirli iş.."ler ve 12 yıl doneleri iki şeyi düşündürüyo bana:
i) Zvyagintsev'nın oyun oynamayı sevdiğini..
ii) Zvyagintsev, İki filmin birbirini tamamladığını (Fa Yeung Nin Wa ve 2046 arasındaki ilişkiye bağlarsak, 2046'nın dvdsinde Wong Kar-Wai, "bu film (2046..) romanın kayıp bölümü gibi..") düşünüyor olabilir.. Ki, ben de tercihimi bu yönden yana kullanmak istiyorum-
her ne kadar kullandığı araba aynı olmasa da :))
İki film birbirini tamamlıyor eet, ve fakat romanın kayıp bi bölümü daha var: Baba'nın yaşamı..
Görüntüler olağanüstü, oyunculuklar da..
