Danny Boyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Danny Boyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

127 Hours


'10 yapımı Danny Boyle'un yönettiği 127 Hours, artık handiyse herkesin en az bir otobiyografiye sahip olduğu Amerika'dan bir hikaye; kendisinin de en kötü filmlerinden..

Dağcı Aron Ralston'ın Utah'taki kanyonlardan biri, birisinde kolunun sıkışmasıyla mahsur kalıp, kolunu keserek kurtulmasını anlattığı Between A Rock And A Hard Place adlı romanından uyarlanan film, açıkçası hiçbir şey vermeyen ve tamamen zaman kaybı..

Öncelikle film çok Amerikan.. Evrensel bir hikaye gibi görünse de Aron'ın klasik Amerikan tepkileri filmi iyice çekilmez kılıyor: Ölmek üzere olan başka kim kendisiyle röportaj yapar ki?? Bu röportaj sahnesi filmin de en büyük kültürel kodunu oluşturuyor: Amerikalılar, toplum olarak öylesine medyaya bulanmış vaziyetteler (yerel basının bu kadar güçlü olmasına bağlıyorum bunu açıkçası..) ki, semtindeki gazeteye çıkmak bile hayatlarının olayı haline gelebiliyor: Aron'ın da kendi trajedisinden böylesi bir "kahraman.."lık öyküsü tasarlaması son derece olağan: İçinde yetiştiği kültürün adeta gerekliliği bu.. "Belgeleme.." amacıyla çektiği video-logun daha ilk cümlesinde bir başkasına sesleniyor olması da: Çünkü Aron, ölse bile, ardında bırakacağı "olay.."ı düşünüyor.. Hakkında bahsedilecekleri..

Açıkçası kısa, hadi bilemedin orta metrajda da gayet özetlenebilecek bir konuyu ~100 dakikaya yaymanın manasını da çözebilmiş değilim: Danny Boyle'un da kendisini tutamayan, sürekli varlığını hissettirme çabası taşıyan yönetmenliğinden de memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim.. Varlık göstermeye çalışan James Franco'nun bile kurtaramadığı kof bir iş..

Read more

A Life Less Ordinary


Danny Boyle'un Ewan MCGregor'la -şimdilik, son kez çalıştığı film olma özelliğini koruyan '97 yapımı fantastik bi romantik-komedisi A Life Less Ordinary, arada bi zeki çıkışlar yapmasına rağmen vasatlıktan kurtulamayan bi yapım..

Hikayesi şu: Robert, bi şirkette temizlik görevlisi, aynı zamanda da Marilyn Monroe ve John Kennedy'nin herkeslerden gizlediği kızını konu eden bi roman yazmakla meşgul.. Şirketin giderleri kısmak için temizlik görevlileri yerine temizlik robotları alması dolayısıyla işinden oluyor.. Şirketin genel müdürünün (ki, Ian Holm rolünde oldukça ii..) kızı Celine'se tek yaşayan ve oldukça ii silah kullanan bi ablamız.. Ve ikisinin bi araya gelip, birbirlerine aşık olması için iki melek görevlendiriliyor Tanrı tarafından: O'Reilly ve Jackson: O'Reilly rolünde Holly Hunter, kesinlikle filmin en iisi olarak göründüğü her sahnenin yıldızı oluyor..

Patronun ofisini "basan.." Robert, patronunu Celine'in araya girmesi sebebiyle vurunca kendini kurtarmak için rehine olarak Celine'i kaçırıyor.. Celine daha önce 12 yaşındayken (de..) kaçırıldığı için Robert'a nasıl davranması gerektiği konusunda dersler veriyor ki, bu bağlamda telefon kulübesinde geçen sahneler oldukça ii gibi.. Tabii "düşman.." boş durmuyor ve O'Reilly'yle Jackson'ı Celine'i getirmesi ve Robert'ı öldürmesi için tutuyor.. İkisi ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar ikiliyi bi arada tutamıyorlar.. Robert, banka soygunundan sonra Celine'in vurulacağını ön/görünce kendisini feda ediyor ve Celine'le sevgili olmak isteyen diş hekimi onun bacağından kurşunu çıkarıyor ki, o sahnedeki diş konsültasyonu olağanüstü.. Cameron Diaz'ın o sahneyi kabul etmesi şu an mümkün olmaz misal-
toyluk diyelim, eheh..

Ve çiftimiz climax-öncesi-ayrılığıyla başka uçlara savruluyorlar.. Ki Jackson ikisini bi araya getirmek için şiir bile yazıyor.. Ve fakt bu da işe yaramıyor.. Derken Tanrı devreye giriyor ("bana Tanrı'yı bağlayın..) ve çiftimiz mutlu sona ulaşıyor..

Ki, kapanış jeneriğindeki animasyon bölüm, filmin büyük bi kısmından daha fazla zevk veriyor..
Read more

Trainspotting


Danny Boyle'un '96 yapımı filmi Trainspotting bi Irvine Welsh uyarlaması.. Çoktan külte dönüşmüş olan roman ve kitap hakkında yeni sözler söylemek pek de mümkün olmasa gerek.. Baştan söyleyeyim kitabı okumadım, o yüzden nasıl bi uyarlama olduğu konusunda yorum yapabilecek durumda diilim..

Bikaç cümleyle hikayesini özetledikten sonra film (daha doğrusu uyuşturucu vs..) hakkında ayrıntılı şeyler söyleyebilirim.. Filmde Renton, Spud, Sick Boy, Tommy, Allison ve Begbie'nin yaşamlarından bi kesit izliyoruz.. Çoğu karakterin sonunu görmemize rağmen Allison'ın nasıl bi sonuca ulaştığını izleyemiyoruz misal, halbuse en çok merak ettiğim kişi kendisi zira, fecii kötü bi hikayeye sahip..

Renton, Allison, Spud ve Sick Boy genelde aynı evde çokça vakit geçiren uyuşturucu bağımlıları.. Uyuşturucu almak için hırsızlık yapıyorlar filan.. Başta her şeyler ii gibi görünse de, hepsinin dünyası giderek kararmaya başlıyor: Renton uyuşturucuyu bırakmak istese bile bunu başaramıyor, Sick Boy müthiş göndermeler yapsa da, bu yetmiyor.. Spud iş bulmak için mülakata katılsa da tabii ki iş bulamıyor.. Allison'sa bebeğinin ölümüyle yıkılıyor-
ki, filmdeki en zor sahnelerden bi tanesi..

"Temiz.." karakterleri de var filmin: Begbie uyuşturucu kullanmayan, ağır bi psikopat.. Tommy'yse Lizzy'le düzgün bi ilişkisi olan sportif bi genç.. Ve fakat o da sevgilisinden (Renton'ın evinden aldığı sevişme kaseti yüzünden..) terk edilince çareyi eroinde buluyor: Ve ölüme giden yolda adım atmaya başlıyor-
nerden çıktı bu betimleme aşkı??

Sonra bi gün hırsızlıktan Spud ve Renton yakalanıyor ve Spud 6 ay hapse gönderilirken, Renton rehabilitasyon merkezinde tedavi olmak koşuluyla serbest bırakılıyor-
ki, filmin diğer can yakan sahnelerinden biri, birisi de Spud'ın annesinin kutlama yapan ahaliye görünüp, bişii demeden bardan ayrılması..

Renton günde üç doz methadon almasına rağmen bu ona yetmiyor ve bi gün onlara uyuşturucu temin eden adamın evinde bi vuruş daha yapıyor ve fakat bu kötü sonuçlanınca hastaneye götürülüyor-
kapısına bırakılıyor demek daha doğru tabii.. Fonda çalan "Perfect Day.." çok şeye bedel bu sahnede..

Ve ailesi durumu kontrol altına alıp Renton'ı temizlenmeye kendi yöntemleriyle mahkum ediyorlar.. Ve temizlenen Renton Londra'ya gidip, iş buluyor.. Ve fakat işler beklediği gibi gitmiyor ve önce Begbie, sonrasında da Sick Boy ona konuk oluyor.. Tommy'nin cenazesi ertesinde bi uyuşturucu işinden yüklü bi para kaldırma planı yapıp, başarıya ulaşmalarına rağmen, birbirlerine kazık atıyorlar ve "kazanan.." Spud'la Renton oluyor..

Eet, Trainspotting, uyuşturucu üzerine sağlam bi dokümanter çıkarıyor: Bu bağlamda Renton'ın söylediği "c vitamini illegal olsa onu bile kullanacaktık.." sözü oldukça manidar.. Film uyuşturucu kullanan herkesleri cezalandırıyor: Allison bebeğini kaybederken, filmin başlangıcında geleceği en parlak görünen Renton'ın cesedi öldükten günler sonra bulunuyor, Sick Boy konusunda çok da bilgimiz yok.. Renton, temizlendiği için başarıya ulaşırken, Spud "kimseye kötülük yapmadığı.." için ufak bi ödül alıyor..

Eet, eroin kullanan biri, birisinin ölümü çok da uzak bi ihtimal diil ve fakat film bunu anlatırken karakterlerine aynı mesafeyle yaklaşmıyor: Daha doğrusu hikayeyi tarafsız bi gözle anlatmak yerine manipülatif bi yöntemi tercih edip seyirciyi Renton'la özdeşleştiriyor: Bu tabii ki böylesi bi hikaye için en makul çözümlerden biri, birisi ve fakat bunun sayesinde diğer karakterlerini birer birer eziyor.. Eğer hikayeyi Tommy ya da Allison'ın bakışından izleseydik her şeyler çok daha farklı olabilirdi/caktı..

Kapital sistemin uyuşturuya bakışı ortada: Uyuşturucu kullanımının hükümetlerin ekonomik kaygılarıyla ortaya çıktığı, ve fakat bunu "sağlık.." propagandalarıyla gerekçelendirilmesinin günümüze etkileri ortada: Renton'ın İskoçya'nın ıssız bi yerinde arkadaşlarına İskoçlar üzerine söyledikleri "vurucu.." bi etkiye sahip olması gerekirken, öylesine havada kalıyor ki, buradan sistem eleştirisi çıkarmak mümkün olmuyor ne yazık ki..

Film her ne kadar Renton'ın o müthiş proloğuyla başlasa da, Renton karakterini önce uyuşturucudan kurtarıp, sonrasında o eleştirir gibi yaptığı "normal.." insana (bize..) dönüştürmesini kaç farklı şekilde yorumlayabiliriz??
i) Kapitalist sistem böyle bişii: Ne kadar dışarısında kalmak istesen de seni içine alıp, dönüştürüyor..
ii) Renton "doğru yolu.." buluyor: Gidiş yoluna diil, sonuca bakmak gerekiyor..
iii) Film, sağ gösterip sol vuruyor..

Eet, Renton uyuşturucuyla olan "savaş.."ını kazanıp, "normal.." bi insan olmak için çabalıyor.. Filmden geriyeyse posası çıkmış şu sözleri kalıyor: " Choose Life.. Choose a job.. Choose a career.. Choose a family.. Choose a fucking big television, choose washing machines, cars, compact disc players and electrical tin openers.. Choose good health, low cholesterol, and dental insurance.. Choose fixed interest mortgage repayments.. Choose a starter home.. Choose your friends.. Choose leisurewear and matching luggage.. Choose a three piece suit on hire purchase in a range of fucking fabrics.. Choose diy and wondering who the fuck you are on sunday morning.. Choose sitting on that couch watching mind numbing, spirit crushing game shows, stuffing fucking junk food into your mouth.. Choose rotting away at the end of it all, pissing your last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, fucked up brats you spawned to replace yourselves.. Choose your future.. Choose life..
But why would I want to do a thing like that?? I chose not to choose life.. I chose somethin' else. And the reasons?? There are no reasons.. Who needs reasons when you've got heroin??"
Read more

Bir İşbirliği Üç Film: #1 Shallow Grave


Danny Boyle'un ilk sinema filmi olan '94 yapımı Shallow Grave, oldukça eğlenceli ve fakat bi o kadar da kara bi film..

Hikayesi şu şekilde gelişiyor: Alex, Juliet ve David aynı dairede yaşayan üç arkadaşlar.. Dairedeki boş odaya dördüncü bi kişi almak istiyorlar ve fakat çok katı bi eleme süreçleri var: Gelen herkeslerle mülakat yapıyorlar ki bunlar filmin en eğlenceli sahneleri hakkaten.. Juliet'in görüştüğü Hugo'yla sonradan üçü yeniden görüşüyor ve oda Hugo'nun oluyor.. Ve fakat ertesi gün odada Hugo'nun aşırı dozdan öldüğünü anladıklarında Juliet acil servise haber vermek için aradığında Alex, Hugo'nun bi bavul dolusu parasını görüyor ve Juliet telefonu kapıyor..

Ne yapmaları gerektiği konusunda tartışan arkadaşlar, parayı tutma kararı almalarına rağmen cesedin çürümeye ve kokmaya başlaması dolayısıyla ondan kurtulmak için bi plan yapıyorlar.. Cesedin teşhis edilememesi için el ve ayaklarını kesmeyi, dişlerini sökmeyi ve yüzünü tanınmaz hale getirmeyi planlamalarına ve gerekli aletleri almalarına rağmen kimin yapacağı konusunda tartışmaya başlıyorlar.. Ve sonunda kısa çöpü çeken David bunu yapmaya mecbur kalıyor.. Ancak zaman geçtikçe üçlünün arası yavaş yavaş açılmaya başlıyor: David paranoyasına ve gördüğü kabuslara yenilip tavan arasında uyumaya başlıyor.. Alex ve Juliet bu durumdan hoşlanmasalar bile bişii demiyorlar..

Bu arada Hugo'yu arayan çete üyeleri de daireye giderek yaklaşıyor ve bi gece bastıkları dairede Alex'i yaralayıp, Juliet'i bağlıyorlar.. Ve fakat David, o iki kişiyi de öldürünce işler sarpa sarmaya başlıyor: Yine iki mezar kazıp aynı yöntemle cesetlerden kurtuluyorlar..

Ormanda çalışan işçiler üç cesedi bulunca olaya polis dahil oluyor ve üç arkadaşı sorguluyorlar.. Şüphelenmelerine rağmen bişiiyi ispat edemedikleri için giden polisler sonrasında üçlü birbirinden daha da uzaklaşıyor.. Juliet, David'e yaklaşırken Alex yalnız kalıyor..

Ve muhteşem climax: Bi gece David, Juliet'le birlikte gideceklerini konuşmalarına rağmen tek başına gitmeye yelteniyor, Alex müfettişi aramak üzereyken Juliet, David'e "bensiz mi gidiyorsun??" diye soruyor.. David, Juliet'in tek başına kaçmak için aldığı bileti gösterirken telefonun kablosunu koparıyor.. Alex, bileti kendisi için aldığını söyleyip Juliet'i kendi safına çekerken David'le kavga etmeye başlıyor ve fakat David çocuu bıçaklıyor.. Juliet David'i öldürürken, Alex'i yanında götüremeyeceğini söylüyor ve bavulu alıp gidiyor.. Eve gelen müfettişler olayı çözerken, en büyük şoku Juliet yaşıyor: Zira bavuldaki paraların alınıp yerlerine kağıt konulduğunu fark edince ağlayıp kriz geçirmesine rağmen Rio'nun yolunu tutuyor.. Alex'se paraların sahibi oluyor..

Film, arkadaşlık konusuna farklı bi bakış atarken bunu, oldukça dinamik bi anlatım yardımıyla hiç sıkmadan, zaman zaman gererek anlatıyor.. Eet, "arkadaşlarımızı ii seçmeliyiz.." seçmesine de, böyle bi durumda en yakınımızdakini bile tanıyamacağımızı az da olsa biliyoruz haliyle, eheh..
David'in korku ve paranoyayla yoğrulan psikolojisi onu acımasız bi katile dönüştürürken, Juliet ifadesiz yüzü sebebiyle ne yapacağı önceden kestirilemeyen klasik bi femme-fatale portresi çiziyor.. Alex'se, filmin başından itibaren soğuk espriler yapan, biraz taşkıntı bi profil çizmesine rağmen, filmdeki en zeki hamleleri yapan kişi oluyor.. Potansiyelini gizlemesi ve gözü karalığı bu sonucu hak ettiği anlamına gelebilir belki :))

Filmin müzikleri ve mizansenleri oldukça ii kotarılmış.. Bi de öylesine seksi bi sahne var ki Alex ve Juliet arasında geçen: Çıplaklık ya da seks barındırmamasına rağmen fecii erotik.. Fecii kışkırtıcı.. Sırf bu sahne için bile izlemeye değer bi film Shallow Grave..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.