
Filmin jeneriğinde "Deborah Harry as Nicki.." diye gördüğümde bi an şok oldum itiraf ediym: Battlestar Galactica'daki Number Six gibi, bi işlevi var filmde, ancak, filmin söylemek istediklerini düşününce bu rol için onun seçilmesi, medya (daha çook tv..) eleştirisini çook daha anlamlı kılıyor; zira, rolünü "gerçek.." kimliğinden ayıramıyorsunuz-
film de ayırmıyor; eğer "gerçek.." kimliği film için önemsiz bi ayrıntı olsaydı, belirtilme ihtiyacı duyulmazdı..
neysse,, medya yoluyla insanların (bilinçaltlarının..) yönetilmesi olarak konuyu özetleyebiliriz-
seks ve şiddet arzusu, bilinçaltının enn temel iki öğesi olduğu için ayrıca belirtmeye gerek yok..
Nicki'yle tanıştıktan sonra; Videodrome olarak adlandırılan snuff bi yayının, Max'ı etkilemesiyle açılıyor film ve bu etkinin Max'ı adeta bi şizofrene dönüştürmesini izliyoruz: Neyin "gerçek..", neyin halüsinasyon olduğunu biz de Max'la aynı anda öğreniyoruz.. Max, Videodrome'un yapısını öğrendiğindeyse, iş işten geçmiş oluyor..
Karnında oluşan vajinadan vücuduna sokulan kasetler aracılığıyla yönlendiriliyor; Bianca'nın yardımıyla kurtulup, gemiye sığınıyor; ancak, Nicki, Videodrome'un yok edilemeyeceğini söylüyor..
Sonra final..
Medya eleştirisi açılış sahnesinden final sahnesine kadar tek bi an dahi nefes almadan, adeta bi tez filmi gibi izliyormuşuz gibi işliyor-
bu bağlamda tvnin algıya etkisi bakımından Max'ın hikayesi, requiem for a dream'deki sara'nın hikayesinin daha bi S&M versiyonu gibi..
Efektlerse oldukça başarılı..
*: Max'ın Nicki'nin kulağını deldiği sahne, Björk'ün Pagan Poetry klibine de esin kaynağı olmuş diye düşünürüm hep: Muhteşem bi film..