Ticari kaygılar yüzünden cart diye ortadan ikiye bölünmesine rağmen, iki filmi de tek yazıda ele alıp, izlemeye başladığıma başlayacağıma beni pişman eden, bu da yetmezmiş gibi, ömrümden ~20 saat çalan yedilemenin sonuna geldiğim için kendimi cidden şanslı hissediyorum-
ölebilirdim bile..
David Yates yönetiminde ikisi birlikte çekilen filmlerden ilki '10'da, ikincisi ise '11'de gösterime çıktı biliyorsunuz: Teknik açıdan aralarında fark yok, ve fakat açıkçası ben olsam iki filmdeki güzel anları alır, tek bir filmde anlatırdım.. Ve bence böylesi çok daha güzel olurdu..
İlk filmin açılış sahnesinde, Hermione'nin ailesine kendisini unutturması gibi hüzünlü bir bölüm var: Ardından hikaye akmaya başlıyor: Öldürülme tehlikesiyle burun buruna yaşayan karakterlere Dumbledore çeşitli miraslar bırakıyor: Bir önceki filmde Dumbledore'un bulduğunu sandığı hortkuluğun gerçeğini bulan Harry ve arkadaşları onu nasıl yok edeceklerini düşünürken, kolyenin etkisine girip girip çıkıyorlar, hatta Ron bu etkinin altındayken gruptan ayrılıyor: Harry ve arkadaşları hapse giriyorlar ve ikinci filmden hatırla/ma/dığımız Dobby devreye girip onları kurtarıyor ve fakat ölüyor da..
İkinci filmse Voldemort'un yok edilmesi üzerine tüm iyi büyücülerin bir araya gelmesi gibi klişe temaların yanı sıra, ilk filmden beri sadece Harry ve arkadaşları tarafından kötü adlandırılan Snape hakkındaki gerçeği öğrenmesini de içeriyor..
Bununla birlikte iki filmde de bir Lord Of The Rings tadı hissediliyor, özellikle kolye-hortkuluğun kişi üzerindeki etkisi büyük Hogwarts savaşı sahnelerinde bu etkiyi çok çok fazla hissediyorsunuz-
tek değilim umarım??
İlk filmin bana en çok keyif veren iki sahnesi var sadece: Bir tanesi Deathly Hallows'u konu eden hikayenin olduğu animasyon bölüm, bir de Nick Cave And The Bad Seeds'ten O Children'ı duyduğum sahne.. Bunun dışında özellikle filmin Harry, Hermione ve Ron'un hortkuluğu nasıl yok edeceklerini bilmedikleri/araştırdıkları ve hortkuluğun etkisini gösterdiği orta bölümünün tamamen makara israfı olduğunu düşünüyorum.. İzlerken fecii sıkıldım-
araya Nick Cave'i boşuna almamışlar yani :))
İkinci filmdeyse en güzel bölüm kesinlikle parça parça da olsa Severus Snape hakkındaki bilgileri Harry'nin öğrendiği sahne: Öğrenmesi değil, Snape'in aşkı diyelim.. Finali takip eden "19 yıl sonra" bölümünün igğrençliğine girmek bile istemiyorum-
bu arada Harry'nin oğlunu canlandıran çocuk, Harry'nin ilk filmindeki halinden bile süper..
Genel olarak baktığımızdaysa kilometrelerce sayfalık bir "metin" ve yine kilometrelercelik bir film şeridiyle karşı karşıyayız: Ve fakat tüm bunlar serinin ciddi anlamda klişe yumağı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.. Seriye el attığımdan beri genel olarak feedback aldığım kişiler kitaplarını okumam gerektiğini söylediler; ve fakat buna hiç niyetim yok.. Filmlerinden belki çok daha iyidir, ona bir şey diyemem ancak -en azından, genel hatlarıyla sinemaya uyarlandığını düşündüğümüzde hikayenin beni cezbedeceğini hiç sanmıyorum.. Onca yönetmen değişmesine rağmen, yapılabilecek en iyi şey bu işte: Yıkılan köprüler, binalar, ateşe verilen odalar, sıra sıra devrilen kehaner küreleri, patlayan sular filan bir yere kadar: Görsel açıdan efektlerle gösterişli bir hale sokabilirsiniz ancak bunlar, metnin (senaryoyu kastediyorum, kitapları değil) kendisinden kaynaklanan sorunları örtmeye yetmez ne yazık ki..





