
'10 yapımı David O Russel filmi The Fighter, artık beni bayma noktasına getirmiş boks filmlerinden biri, birisi (daha..)
Hikayesiyse şöyle: Dicky, görece ünlü bir ex-boksör, zira crack kullanmaya başladıktan sonra kariyeri inişe geçip, yok olmanın eşiğine gelmiş.. Kardeşi Micky'nin antrenörlüğünü yapıyor, Micky'yse Dicky'ye oranla daha bir idealist.. Bir de bissürü kız kardeşi ve annesi var: Annesi menajerliğini yapıyor Micky'nin.. Bir de sevgilisi ve başka bir aile dostu var.. neysse,, Micky başına gelen iki kötü olay (yenilgi, polis şiddeti..) sonrasında ailesinden uzaklaşmaya ve başka antrenörlerle çalışmaya başlıyor ve kariyerinde belli bir yükselişe geçiyor, sonrasını anlatmayayım, zira yazarken bile sıkıldım..
Açıkçası hayata karşı mücadelede boks metaforu kullanılmasının yasaklanması gerekiyor bence, bunun başka bir örneği olan The Fighter'da -yine, bir adamın hayata karşı mücadelesini izliyoruz.. Daha çok kendisini düşünen anne ve abisinin gölgesi altında varlık gösteremeyen Micky, onlardan uzaklaşarak birey olma şansını yakalamışken.... Bir twistle birlik beraberliğin daha önemli olduğuna geçiyoruz..
Film iki kardeşi dibe batırıp, yukarı çıkarıyor: Dicky hapishanede crackten arınıp, daha "temiz.." bir insan olurken, Micky birey olmaya başlıyor.. Ancak bu iki kardeşe aynı oranda sempati besleyemiyorum: Dicky (ve annesi..) bildiğin asalak çünkü.. Tek başlarına var olamadıkları gibi, başka vücutlara/hayatlara yapışarak ancak belli bir düzeyde iş görebiliyorlar.. Filmin mizahi yönü, David O Russell'a aşina olanları şaşırtmamıştır muhtemelen, ancak çok daha iyilerini çekebilecek bir yönetmenin böylesi bir projeye neden bulaştığını da çözemedim.. O da isim yapmak istiyor, belli.. Eh, ne diyelim, Micky gibi şansı açık olsun..
