Sebastiane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sebastiane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Velvet Goldmine


[Ya aslında bunu Todd Haynes filmografisinde ele alacaktım, ve fakat Hedwig And The Angry Inch akabinde Godard yerine bi-iki rock filmi yaziym oldum-
bu giriş bölümünü anneme ithaf ettim tabii..]

Todd Haynes'in I'm Not There..'i, aslında bu filmi izleyenler için çok da şaşırtıcı olmamıştı-
o filmin hayatımıza çok daha büyük bi katkısı oldu gerçi, neysse,,
Velvet Goldmine lafı açıldığında, İngiliz ve Amerikan aksanlarındaki farklı telfaffuzu dışında, filmin David Bowie'nin kariyerine Haynes bakışı olduğu sık sık yinelenir, Iggy Pop'la arasındaki ilişkiyi merkeze aldığı vs.. belirtilir..

Fakat, aynen I'm Not There..'de, hatta filmin açılışında dendiği gibi, bunlar hayal ürünü, kaldı ki, filmdeki gazetecinin de Haynes'in alter egosu (aslında kendisi..) olduğu açık.. Ama muhteşem bi fantezi, olağanüstü bi seyirlik..

Brain, ünlü oluyor (çok hızlı geçtim sanırım bubölümü..), tabii bu yol, biraz zorlu geçiyor, festivalde şarkı söylerken kendisi yuhalanıyor, aynıgece çıkan Curt'se yuhalanmasına rağmen, Brian ondan fecii şekilde etkileniyor-
bu noktada, Ewan McGregor'un, Iggy Pop'un sahne personasını taklit etmesine rağmen, ondan daha etkileyici bi iş çıkardığını eklemek gerekiyo..
Brian, çalıştığı menajerinin, diğer "güçlü.." menajere yenilgisinden sonra, şöhret basamaklarını hızlı bi şekilde tırmanmaya başlıyo, bu süreçte eşi de kendisine oldukça destek olmakta, Jack'ten çaldığı broşun da etkisini yadsımıyoruz tabii-
ki, filme eklenen bu küçük imge, öylesine "özel.." bi imgeyi sembolize ediyor ki, diyecek söz kalmıyor..

Amerika'ya giden Brian, orada en çok tanışmak istediği kişinin Curt olduğunu söylüyor ve tanıştıktan sonra işler yavaş yavaş değişmeye başlıyor, Brian ve Curt konserler verir ve yeni bi şarkı için kayıt yapmak için uğraşırken aşık oluyorlar ve film kırılıyor: Eşiyle arası açılan Brian, Curt'le arasının bozulmasından sonra giderek kendini yalıtıyor.. Ve dublörünü sahnede suikaste kurban vererek, kariyerini öldürüyor..

Curt'le aralarındaki bağ koptı sanırken, aslında ikilinin uzaktan da olsa birbirlerini takip ettiklerini filan-
insanın içine oturan sahneler bunlar..

Tabii, tüm bu hikayeyi gazeteci ve onun konuştuğu kişilerden öğreniyor olmamız, onların kafasındaki Brian algısını yansıtıyor, ki, bu da filmin amacına uygun bi seçin.. Öyküyü anlatan gazeteci olduğunda da, bu durum pek değişmiyor, zira Curt'ün deli personası onu da etkiliyor..

Hakkaten süfer bi film..

*: Sebastiane'ın açılış sahnesini hatırlayanlar vardır, hah, o olağanüstü groteskliğe bulanmış sahnedeki mim sanatçısı Lindsay Kemp, bu filmde de aynı tarzda karşımıza çıkıyor :))
**: Haynes'in Superstar: Karen Carpenter Story filmine yaptığı Barbieli göndermeyi de unutmamak lazım.
Read more

Sebastiane





Bence gayet güzel bi film: Konu şu: St. Sebastiane'ın yaşam öyküsünün serbest bi uyarlaması-
filmin biyografi olma gibi bi derdi yok..

Kısa bi özet: Roma İmparatorluğu zamanı: Hıristiyanlık henüz yayılma evresinde, devlet dini haline gelmemiş, eşcinsellik normal olarak değerlendiriliyor (gelicem bu meseleye tekrar..) ve fakat Sebastiane'sa bi Hıristiyan..
olağanüstü güzellikteki camp açılış sahnesinin ardından, Sebastiane'ın sınır karakolundaki günlerini izliyoruz-
filmdeki gibi gerçekte de Sebastiane'ın savaşmak istemeyişi bi anda aldığı bi karar sonucu gerçekleşiyor..
Ve tabii ki, Severus'un tacizlerine karşı gösterdiği direnç ve çarmıha gerilip okla öldürülmesi..

Çıplaklık meselesi: Film boyu çıplak adam görmemizin, yönetmenlerin sevişme sahnelerini estetize/erotize etmesi de gayet normal: Paul Humfress'i bilmiyorum ama, Derek Jarman'ı az buçuk tanıyorsanız ne yapmak istediğini de anlayabilirsiniz-
kendisinin ilk filmini bize sunan İff'ye de teşekkür edelim yeri gelmişken..
Bence filmde kilit öneme sahip bi sahne var: Sebastiane'ın, küçük bi su birikintisinde suya bakarak Tanrı'yla konuştuğu: Burada Sebastiane'ın hitapları her ne kadar Tanrı'ya yönelikmiş gibi görünse de, filmin bu seslenişi böylesi bi mizansenle sunması doğrudan Narkissos'a götürüyor bizi: Filmin Sebastiane özelinde bu "kendini sevme.." durumunu işlemesi sadece bu sahneyle sınırlı diil tabii: Sınır karakolundaki daha ilk sahnede Sebastiane'ın duş aldığı sahnenin yansıtılışı gibi: Film, Sebastiane'ın bu tür konuşma sahnelerinde inançtan çok (kendine yönelik..) şehvete kapı aralıyor-
ve açıkçası çook daha ii yapıyor..

Film, Sebastiane'ın Hıristiyanlığı konusuna doğrudan eğilmiyor: Daha genel olarak okursak, her dönemin "öteki.."leri var: Pagan kültüründe Hıristiyan olmak, Hıristiyan kültüründe eşcinsel olmakla aynı: Sistemin/egemen kültürün size bakışında herhangi bi değişiklik olmuyor: İkisinde de özgürlükleriniz kısıtlanıyor, baskı/taciz/şiddet hatta ölümden kaçamadığınız oluyor..
Film de, bu tercihiyle daha evrensel bi boyut kazanıyor haliyle: "Öteki.." olma durumunu istediğiniz gibi okuyabilirsiniz..

Hıristiyanlığın eşcinselliği yasaklamasının ardından binyıllar geçmiş olması dolayısıyla filmin aldığı/alacağı "eşcinselliği erotize ediyor.." tepkileriyse fecii ironik-
Sebastiane'ın ilk gay ikonu olması gibi :))
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.