Michael Winterbottom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Winterbottom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Killer Inside Me


'10 yapımı Michael Winterbottom filmi The Killer Inside Me Casey Affleck'in süper ötesi varlığıyla anlam kazanan, misojin bir seri katilin yakalanma hikayesini anlatan bir film..

Hikayesi kısaca şöyle: Oklahoma'nın küçük bir kasabasında şerif yardımcılığı yapan Lou, misojin bir karakter, sevgilisi var, ancak bir görev icabı gittiği semtin fahişesiyle ilişkiye başlıyor.. Fahişeyle ilişkisi olan "asıl.." çocuğunsa babası fecii zengin; ikisinin kaçma planına yardım etmeyi kabul eden Lou, ikisine de ihanet edip, çifti öldürüyor.. Sonrasında başka cinayetler işlemeye devam eden Lou, bunu herkeslerden gizlediği sanırken, çat: Öldüğünü sandığı fahişenin karşısına canlı çıkmasıyla kendini kaybediyor..

Filmin en çok öne çıkan özelliği Casey'nin inanılmaz hali.. Robert Ford'u canlandırdığı The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford'daki oyunculuğu çok iyiydi, ancak bu filmde oyunculuğunun yanında cazibesini de kullanınca yeni fetiş objelerimden biri, birisi haline geliyor.. Beri yandaysa iyiden iyiye istismar kraliçesine dönüşen Jessica Alba var.. Pek de varlık gösteremiyor..

Filmin içerdiği yoğun (ve direkt..) şiddetin bazı bünyeleri fazlasıyla rahatsız edeceği aşikar, ancak bunun yanında barındırdıkları misojini oranlarıyla da dikkatlerden kaçmıyor.. İki kadına karşı uygulanan nedensiz şiddet öylesine yalın ki, filmi bunu gösterdiği için eleştirmek pekala mümkün: Bu noktada Winterbottom'ın seçimlerini de tartışmak gerekiyor: Zira, gayet eli yüzü düzgün çekilmiş bir filmin sırf hakkında daha fazla konuşulmasını sağlamak için böyle bir ucuzluğa bulanması hiç de hoş değil: Ki, hakikaten bu kadar yakından tanık olmamız için hiçbir gerekçe göremiyorum o sahnelere..

Müziklerini sevmedim filmin, ağır aksanını da..

Read more

24 Hour Party People


Filmi izlerken inanılmaz bi keyif aldığımı söyleyemem, Joy Divisio/New Order ve tabii ki İngiliz mizahının devreye girdiği anlarda filmle olan yakınlığımın arttığını ve fakat Happy Mondays bölümünde filmden uzaklaştığımı itiraf ediym..

Filmin açılış sahnesinde Tony Wilson, aslında tüm filmi özetliyor: Ikarus.. Güneş'e kanatları eridiği için ulaşamadan ölen kahraman.. Eet, kendisi bi Ikarus, Manchesterlı, ki şehir de bi dönem müzik piyasasının kalbi olmuş-
aslında şehirlerin -dönemsel de olsa, bu şekilde kimliklerinin olması müthiş bişii: Nasıl ki herkesler bi dönem Seattle'a gitmek için kendini yırttıysa, Manchester da o zamanlar öyleymiş: Türkiye'de bu kimliğe sadece Bursa'nın bi dönem sahip olması, da incelenmeyi hak ediyor aslında, neysse,,

Dediğim gibi, filmdeki gruplarla öyle aşırı bi alakam olmasa da, film görece kendini kopmadan izletebiliyor, Joy Division bölümü tabii ki çok daha ii, özellikle de She's Lost Control'un kayıt ve ilk dinlendiği anları müthiş..

Tony Wilson'ın hala tvdeki işine devam ettiğini belirten ithaf yazısı ve filmdeki tüm o müzikal içeriğin arasında, kendisinin tv işine dair sahneler de oldukça yarıcıydı, ahah.. Tatminkar bi film.. En azından Manchester ruhunu müthiş yansıtıyor.. Konu ettiği grupları seviyorsanız, alacağınız zevk de o oranda artar, bense İngiliz mizahının Steve Coogan'ın şahane oyununun tadını çıkarmayı ve yeğleyen taraftayım daha çok..
Read more

The Road to Guantanamo





Hakkaten olağanüstü bi iş karşımızdaki: Her ne kadar geçen hafta içi izlemiş olsam (30 mart 2009 civarı..) ve hatta sözkonusu hapishane kapanmış olsa da, etkileri kolay kolay silinmeyecek bi belgesel-
Ruhel, Asif ve Shafiq'in Pakistan'a gidişleriyle açılıyor film: Afganistan'a gittiklerindeyse, hiç de ummadıkları şeyler gerçekleşiyor ve kendilerini Guantanamo'ya sevk edilirken buluyorlar.. Suçsuz olduklarının kanıtlanması ve yeniden Pakistan'a gidip düğünü yapmalarını izliyoruz..
Filmde anlatılanlar gerçek ve fakat, çekimler daha sonra yapılmış (o tarihlerde çekim yapmanın mümkün olmamasının yanı sıra, Winterbottom'ın üçlünün yaşadıklarını geç öğrenmesinin de payı var sanırım bunda..)
Arada arşiv görüntüleri de giriyor, ancak kullanım yüzdeleri oldukça düşük..

Ruhel, Asif ve Shafiq'in Afganistan'da tutuklanmalarının ardından yaşadıklarıysa kelimelerle anlatılacak gibi diil: Amerikan askeri birliğinin konteynerlere "yüklenen.." insanlara ateş etmelerini, sağ kalanları günlerce aç-susuz bırakmalarını, sahte delillerle ve işkenceyle suçlarını kabul etmeye zorlamalarını, kısaca tutukluların her türlü insani hakkını ellerinden almalarını izliyoruz: Bunların arasındaysa tek kişilik hücrelerde tecrit etmekten, yüksek volümde Cradle of Filth ve Mondo Generator dinletmeye, kimseyle konuşmaya izin verilmemesinden, güneşin altında bekletmeye, tekmelemekten, copla dövmeye kadar geniş bi işkence yelpazesi var..
Ancak, en kötüsüyse, sahte deliller ve psikolojik işkenceyle tutukluları isnat edilen suçları kabullenmelerini sağlamak için didinen ekipler: Korkunç bişii..

Guantanamo şu an kapanmış dahi olsa, film, tarihe not düşmesi bakımından işlevini daha da artırıyor..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.