Ruggero Deodato etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruggero Deodato etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Inferno In Diretta


Yamyam Üçlemesi'nin son filmi '85 yapımı Inferno In Diretta, daha çok Cut And Run adıyla biliniyor.. Cannibal Holocaust'tan ziyade Ultimo Mondo Cannibale ayarında olan filmin baş kahramanı bi kadın-
ilginç geliyor işte..

Korku/aksiyon kırması olan film, inanılmaz müthiş bi sahneyle açılıyor: Güney Amerika'da kokain üreten "beyaz.." çeteye Michael Berryman'ın canlardığı Quecho öncerliğindeki yamyamlar saldırıyor-
ki, kendisi, teü, filmin en korkutucu anlarında yer alıyor.. Çete üyelerini öldürüp, iki kadına tecavüz ettikten sonra onları da öldürüp, kokaini filmin diğer kötü adamı Colonel Horne'a veren Quecho görevini tamamlıyor..
Sonraki sahnede Kolombiya'dan Miami'ye kucağında bebekle gelen bi ablayı izliyoruz, güvenlik kontrolünden geçen ablamızı bi araba havalimanı çıkışında alıp bi eve götürüyor: Yolda bebeğin gerçek diil maket olduğunu ve ağlama seslerinin de ses-çalar aracılığıyla dinletildiğini öğreniyoruz.. Eve geldiklerinde bebeğin içine saklanmış kokaini çıkaran ablamız ve yanındaki iki kişiyi korkunç bi son bekliyormuş meğer: Açılış sahnesinde tecavüz edilip öldürülen kadınlarla "aynı.." yöntemle öldürülen ablamızın başına gelenlere üzülürken, filmin diğer iki kahramanı Frances ve Mark'la karşılaşıyoruz: Kablolu tvde yayın yapan bi kanalın muhabiri olan Frances, eve girdiğinde ölülere karşılaşıp, haberi çekiyor ve evden çıkarken yanına bi fotoğraf alıyor..

'78 yılında gerçekleşen toplu intihar olayının videosunu izlerken Frances, fotoğrafta bulunan adamı orada da görünce bunu araştırmaya karar veriyor, ki o adam da Colonel Horne'dan başkası diil haliyle.. Araştırma sırasında bi striptiz kulübünde çalışan bi adamdan da yardım alan Frances, başka bi bilgiye daha ulaşıyor: Patronunun oğlu Tommy de Horne'la birlikte aynı karedeymiş meğer.. Patronu Mark ve Frances'i oğlunu bulmaları için Amerika'ya gönderiyor..

Bu sırada Amerika'daki başka bi çeteyi daha izliyoruz: Ana var, Tommy var, ikisi arasında umutsuz bi aşk var, Ana'ya tecavüz eden bi adam var (daha doğrusu Ana'ya zorla fahişelik yaptıran bi adam daha var..), kaçmak isteyen Ana ve Tommy var.. İkisi kaçtığında Quecho çete üyelerini yamyamlar eşliğinde öldürürken, bi çekim hatasıyla karşılaşıyoruz: Quecho önderliğindeki birlikten haberdar olan adamlar savunmaya geçerken, üzerinde sadece iç çamaşırı olan abimizi, bi sonraki sahnede tamamen giyinik halde görüyoruz, neysse,,

Frances ve Mark nehirde giderken saldırıya uğruyorlar ancak kurtulmayı başarıyorlar-
aksiyon filmi klişesi.. Tommy'yi bulan Mark ve Frances bi daha saldırıya uğruyorlar ve fakat bundan kaçamıyorlar-
climax öncesi fake-gerilim-yükselteci.. Bu sırada olay mahalline gelen patron da helikopterle onları ararken Horne'un çetesini buluyor.. Ve Horne'u vurmayı başarıyorlar..
Ertesi gün Horne grotesk bi biçimde intihar ederken, ekibimiz de kurtulmayı başarıyor.. Ve fakat son bi hamle daha yapıyor film: Quecho Mark ve Frances'e saldırıyor..

Filmdeki efektler, daha doğrusu makyajlar cidden kötü: Özellikle bacakları ikiye ayrılan adamın olduğu sahnede görüntü formatı değişiyor.. Mark, Tommy ve Frances tekneyle kaçmaya çalışırken nehre giren timsahların olduğu bölümlerin ayrı bi yerde çekilip, kurgu masasında birleştirilmiş olması fecii sırıtıyor.. Ve fakat, üçlemedeki en güzel müzik kullanımı bu filmde.. Ounculuklar kötü tabii de, Michael Berryman (biraz da hastalığı yüzünden..) cidden korkutucu bi figüre dönüşüyor-
kendisi kült bi oyuncu olarak anılıyordur muhtemelen, eheh..
Güzel bi film Inferno In Diretta: Machete'lerinizi hazırlayın :))
Read more

Cannibal Holocaust


'80 yapımı Cannibal Holocaust, her ne kadar "kötü.." bi film olarak bilinse de, bence hakkaten ii bi film: Bunu söyleme sebebimse, söylemeye çalıştıkları: Tabii bu söylemeye çalıştığı şeyler, filmdeki sahnelerin kopardığı gürültüyle gümbürtüye gitmiş olsa, filmin temel meselesini geri plana atsa, sorgulama/söylemeye çalışma durumunda didaktizme kaysa da, filmin cidden elle tutulur ve ayakları yere sağlamca basan bi derdi var: Hangimiz daha vahşiyiz?? Ya da şöyle soralım, hangimiz daha yamyamız: Ki, filmi bu yönüyle ele alacağım..

Hikayesi şu şekilde: Alan, Faye, Jack ve Mark tvlere belgeseller hazırlayan bi ekip ve fakat, filmin ilerleyen anlarında görüyoruz ki, kendilerinin tek derdi rating: Hatta öyle ki, zamanında The Last Road To Hell adıyla askerlerin sivillere işkence ettiği bi belgesel dahi çekmişler.. Bunu yapmak içinse belgeselde "rol alan.." askerlere para vermişler.. neysse,, ekibin sonraki projesi de Amazon ormanlarında hala taş devrinde yaşayan ilkel kabileleri çekmek.. Ve fakat iki ay geçmesine rağmen dönmeyen ekip üyeleri yüzünden bağlı oldukları kanal yöneticileri endişelenmeye başlıyorlar ve bunu araştırmak için ülkedeki en ünlü antropologlardan Harold Monroe onları aramak için yola koyuluyor.. Amazon'a vardığında rehber ve yanlarındaki bi kişiyle ekibin izini süren Harold çeşitli izler buluyor ve fakat hala onlara ulaşamıyor.. Kabilenin yaşadığı yerde de amacına ulaşamayan Harold, diğer kabileye de bi bakıyor ve orada üçlünün cesetleriyle karşılaşıyor: Yanlarındaki kameralarla birlikte.. Kabilelerle gayet ii anlaşan Harold, New York'a geri dönüyor ve ekibin çektiği kasetleri izlemeye başlıyor.. Gördükleri karşısında şaşkına dönen (böyle bi kalıp var diye kullandım bunu..) Harold, kanal yöneticilerinden bunları yayımlamamasını istiyor ve fakat rating her şeyler demek olduğu için buna olumsuz yaklaşan yöneticilerle birlikte kasetlerin geri kalanını izlemelerini rica ediyor.. İzledikten sonra yöneticilerden biri, birisi makiniste "bu kayıtları yak.." diyor ve film Monroe'nun sorusuyla bitiyor..

Eet, filmin temel derdi de bu soru: Hangimiz daha yamyam?? İlkeller mi, yoksa gelişmişler mi?? "Eheh, tabii ki batı dünyası.." deme kolaycılığına bulanmadan filmin bu soruyu sormak için kurduğu düzeneğe bakmak lazım: Bi kere ekibi sahtekar olarak tanıtıyor: Yani bu kişiler rating uğruna her türlü şeyi yapacak durumdalar-
tanıdık gelmiş olması lazım.. Ancak, Amazon'a gittiklerinde tam anlamıyla şirazeden çıkıyorlar: Belgeselci yaklaşıma sahip olmadıklarını bildiğimiz için yaptıkları "şaşırtmıyor.." ve fakat "bundaki güdülenmelerinin sebebi ne??" sorusuna film cevap vermiyor.. Bu noktada da, klasik Beyaz Adam metaforu devreye giriyor: Amerika'ya adım atışından sonra gerçekleşen Kızılderili soykırımını çağrıştıran, hatta açıkça buna göndermeler yapan filmin bunu-yeniden, kendince kurguladığını söylemek mümkün-
bu noktada filmi Apocalypto'yla birlikte izlemek çok ilginç bi deneyime dönüşebilir misal: Çünkü biri, birisi olaylara Beyaz Adam tarafından bakarken, Cannibal Holocaust diğer taraftan bakmayı, dahası onların yanında durmayı tercih ediyor..

Başka bi açıdansa sadece zevk için insanlara eziyet eden, onları diri diri yakan, tecavüz eden belgesel ekibinin nedensiz şiddete meyyal olmalarının altını doldurmaya gerek olmayabilir: Bu noktada da bizi Melanie Klein karşılar tabii, de, ona girecek diilim..

İlkel kabile üyeleriyse erkek egemen bi toplumun tüm özelliğini sergilemekte: Kadınlara tecavüzler, hatta zina gerekçesiyle korkunç şekilde cezalandırılmalar, doğan bebekleri öldürmeler (ki, Ultimo Mondo Cannibale'de de benzer bi sahne var..), belgesel ekibindekilerin tecavüzüne uğrayan kadını kazığa geçirmeler filan: Birbirine düşman olan iki kabile, Yanomamo ve Shamatari diğer kabileden ele geçirdikleri kişileri de öldürüp yemekle meşgul zaten.. Onlar da gayet vahşiler: Kendilerine zarar veren belgesel ekibindekileri teker teker cezalandırırken de.. Filmin tarafsız olma gibi bi derdi olmadığı için, katharsisi bu şekilde sağlaması da oldukça işlevsel düşünülmüş..

Ancak buna rağmen, film gösterime çıktığında hemen yasaklanıyor.. Ki, sonrasını biliyorsunuz zaten: Hala kalkmayan yasaklar, açılan davalar filan derken; filmle ilgili iki efsane bilgiyi anmadan geçmek olmaz:
Fİlmin dvdsinde de büyük bi övgüyle yazıldığı belli olan, Japonya'da E.T.'den sonraki en büyük gişe başarısına imza atışı, diğeri de sadece 10 günde bütçesinin 10 katını gişeden kaldırmış olması (2.000.000$..)

Özellikle "snuff film.." dedikodusu ve aynı sebeple Deodato'ya dava açılması filmin etrafında oldukça büyük bi kitlenin toplanmasına ve gösterimi çoğu ülkede yasaklanmış ya da sansüre uğramış olmasına rağmen (tam da o sıralarda patlayan video kaset kültürüyle birlikte..) elden ele dolaşarak underground bi fenomene dönüşmesine katkıda bulunduğu da başka bi gerçek.. Hızla kült statüsüne yükselen filmin, özellikle hayvanların kamera önünde katledilmesi dolayısıyla fecii tepki topladığı da ortada.. Haksız da diil hani.. Cidden gerek var mıydı diye soruyor insan -yine..
Read more

Deodato'nun Yamyam Üçlemesi: #1 Ultimo Mondo Cannibale (Uncut..)


Last Cannibal World, Jungle Holocaust gibi adlarla da bilinen '77 yapımı Ultimo Mondo Cannibale, "yamyam.." yönetmen Ruggero Deodato'nun Yamyam Üçlemesi'nin ilk filmi.. Kendisine yamyam deme sebebimse, çektiği (korku..) filmlerinin genellikle yamyam teması etrafında dönmesi, ki, kendisi hala bu sevdasından vazgeçmiş diil..

neysse,, Yamyam Üçlemesi'nin en çok bilinen filmi tabii ki Cannibal Holocaust, üçlemenin ilk ve son filmi, dahası yönetmenin tüm filmografisi Cannibal Holocaust'un gölgesinde kalmış olsa da, en azından üçlemesini ele alarak işe başlayabileceğimi düşündüm: Diğer filmlerine de zaman gelecektir muhakkak..

Eet, Ultimo Mondo Cannibale'de her ne kadar yamyamlar olsa da, karşımızdaki aslında bi macera filmi: Robert Harper (eheh, tam bi kahraman adı, di mi??) bi petrol arayıcısı.. Film, kendisini öyle ciddiye alıyor ki, açılışta ciddi bi not karşılıyor bizi: Kendisiyle birlikte 3 kişi daha Filipinler'in Mindanao adasına uçakla gidiyorlar.. Ve fakat inişte çağın tekerlerinden bi tanesi kırılıyor.. Uçağın pilotu onu tamir etmeye çalışırken, Robert ve arkadaşları da çevreyi araştırmaya koyuluyorlar, ve fakat karşılaştıkları manzara onları korkutuyor: Kendilerinden önce orada olan insanların hunharca (eheh, bu kelimeyi de kullandım..) katlediklerini gören Harperlar geri dönüyorlar.. Geceyi uçakta geçirmeye karar veriyorlar ve fakat ekibin tek kadın üyesinin çişi geldiği için dışarı çıkmak zorunda kalıyor ve ablamız da korkunç bi çığlıkla hayata veda ediyor ve fakat ekipteki hiç kimse kılını dahi kıpırdatmıyor: Ertesi sabah uçağın pilotu da korkunç bi şekilde ölüyor-
ki, "aynı.." ölüm sahnesini, sadece oyuncu değişmiş bi şekilde Cannibal Ferox adlı filmde de görmek mümkün misal, ahah..

Ve Harper ve arkadaşı yamyamları et yerken görüyor ilk kez: Dünyadaki hala taş devrinde yaşayan ilkel bi kabile bu "yamyam.."lar: Oradan kaçmak için bi sal yapmaya karar veren ikili, çağlayanda birbirlerini kaybediyorlar.. Gece uyuyan Robert'ı ertesi sabah yamyamlar buluyor ve onu kabilenin yaşadığı yere getiriyorlar.. Burada çırılçıplak soyulan Robert hapsediliyor-
İlginç sahneler de var tabii: Kendileri sünnetli olan yamyamlar, Robert'ın sünnetsiz pipisini çekiştirip duruyorlar, sonra onu yüksekçe bi yere asıp aşağı bırakıyorlar filan iki kez..

Hapsolduğu süre boyunca kabilenin sahip olduğu tek şahini kutsal kabul ettiğine, hatta şahini yiyen timsahı yakalayıp öldürdüklerine, kurallara uymayan bi çocuun kolunu kesip onu karıncalara bıraktığına şahit olan Robert, bi gece Pulan'la yakınlaşıyor-
daha doğrusu Pulan ona mastürbasyon yapıyor..

Bi kutlama gecesi oradan Pulan'ı esir alarak kaçan Robert kaçmanın yollarını arıyor ve fakat bu konuda pek de başarılı olduğunu söylemek mümkün diil.. Sonra bi an Pulan ondan kaçmayı başarıyor ve fakat Robert yakalıyor onu ve tecavüz ediyor kadına: İşte "tam.." bu andan sonra Pulan tamamen değişiyor, ertesi sabah Robert'a kahvaltılık şeyler topluyor, kaçmak için herhangi bi girişimde bulunmuyor, eet, bildiğin "kadını.." oluyor adamın.. İşe bakın ki, Robert'ın diğer arkadaşı da ölmemiş ve ikisi bi mağarada karşılaşıyorlar.. Filmin bu anına kadar çırılçıplak oynayan Robert bu mağara sahnesinden sonra giyinmeyi "başarıyor.." Ve üçü kaçmaya çalışıyorlar.. Bi gün helikopter gören Robert, ne kadar bağırsa da sesini duyuramıyor ve helikopter gidiyor.. Kobra zehriyle "ölümcül.." bi mızrak yapan ekip yollarına devam ederken yamyamlar onların peşine düşüyor ve Pulan'ı öldürüp, diğer adamı yaralıyorlar: Yamyamların bi tanesini öldüren Robert, onun etini yiyor ve böylece onları peşinden bi süreliğine de olsa def ediyor.. Ve uçağa binip oradan uzaklaşıyorlar.. Ancak diğer arkadaşı ölüyor.. Ve film anlattığı öykünün inandırıcı olması için çabaladığı için bikaç bilgi yazısı daha geçiyor ve bitiyor..

Kurmaca bi öyküden yola çıkan film, macera demiştik ve açıkçası pek de inandır/ıcı olmayı başar../amadığı için çok da etkili bi sonuç vermiyor açıkçası.. Film için gerçekten katledilen hayvanlar, ya da birbirini yiyen hayvan sahneleri can sıkıcı olmayı başarıyor-
ne gerek var sahiden??

Ayrıca film sömürü üzerinde yükseldiği için mizojinizm konusuna girmiycem ve fakat, Pulan'ın Robert'ın kendisine "sahip olması.."ndan sonra geçirdiği değişimin psikolojik bi yanı olduğunu da vurgulamadan edemeyeceğim, ahah-
avatar'da da buna benzer bi davranış değişikliğini görmek mümkün zira..

Çok da gerekli olmayan, efektleri Cannibal Holocaust'un çok ama çok gerisinde kalmış, "hımm.."dan ziyade pek de bişii vaat etmeyen ortalamanın fecii altında bi film Ultimo Mondo Cannibale: "Dünya yeşilmiş o zaman.." demek için izlenebilir, ya da timsahın derisinin yüzülüp içinden şahinin çıkarıldığı sahne için.. Karar sizin..

*: Bu yazıyı Madonna - Like It Or Not eşliğinde yazdım, sakin sakin..
Read more
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.