Her Şeyiyle La Pianiste #7



Kırmızı şapkasıyla Erika eve doğru yürüyor, köşeden Walter onu takip ediyor ve birlikte eve gidiyorlar.. Çocuk-adam hala "klasik" numaralarla bu işin üstesinden geleceğini düşünüyor: Israrcı, kimi zaman buyurgan bir tatlı dil.. Odaya giriyorlar, Erika ısrarla mektubu okumasını istiyor..

Mektup -ki, hep söyleyemediğimiz şeyler için: Yazılanların şaka olduğunu düşünüyor Walter en başta, sonra tavrı değişip yadsımadan inkara dönüşüyor, gerçekle yüzleşince aşağılayıp çekip gidiyor.. Oysa Erika, başka kimseye olmadığı kadar dürüst o anda.. İstediklerini en açık şekilde ifade ediyor..

Hepimiz kısmen de olsa yaşamışızdır bunu: En tipiğinden bir örnekle başlarsam eğer, erkek futbol maçı izlemek isterken kadın bunu istemez; kadın mini etek giymek isterken erkek bunu istemez vs.. Karşımızdakini "olduğu gibi" kabullenme konusunda konuşurken mangalda kül bırakmaz ve ilişkinin başlangıcında bu yönde irade beyanı yaparken; zamanla kabul ettiğimiz şeylerden rahatsız olmaya başlarız: Sevgilimizin maç izlemesi/mini etek giymesi bize batmaya başlar , sonra başka "kusurlarını" da fark ederiz: Sanki zamanla değişiyor giderek tahammül edilmesi zor biri, birisine dönüşüyormuş gibi: Bir zaman sonra artık "katlanılmaz" bulmaya, eleştirmeye, tartışmaya ve kavga etmeye de başlarız.. Çünkü "ilkel idealleştirme" dönemi sona ermiştir, başlangıçta görme/k isteme/diğimiz şeyleri fark etmeye ve bunlar bize acı vermeye başlar.. "Ben hep böyleydim.."i kabul etmekte zorlanırız, "sonradan böyle oldun"u daha inandırıcı buluruz.. Eh, ikili ilişkilerde ilkel idealleştirme benzer dönemlerde devreye girdiğinden başlangıçta daha "şirin" ve pozitif olan poz kesmeler de yerini daha doğal bırakmaya başlayınca son, kaçınılmaz olur..

Walter ve Erika'yla alakalı görünmeyen bu paragrafı yazma sebebim konuya daha yavaş girme isteğimden kaynaklanıyor: Çünkü o ilk/el dönemde karşımızdaki kişiyi normal sınırlar içinde değerlendiririz, bu normal bize öğretilmiştir, ya da farkında olmadan içselleştirmişizdir.. Erika gibi "dışarıda" kalanlar içinse tepkilerimiz üç aşağı-beş yukarı aynıdır: Walter da Erika'yı "normal" olarak kodlayarak başlıyor "bu" ilişkiye: Hayran olunası bir piyano profesörü ne kadar uçlarda olabilir ki zaten??  Ona karşı devreye soktuğu ilkel idealleştirme öylesine güçlü ki, onun gibi olmak/onunla daha çok vakit geçirmek için okula kaydını yaptırıyor.. Erika ise -hep, temkinli.. Sadistik davranışlarının onu kendinden uzak tutmakla da bir ilişkisi var: Ancak bu Walter'a işlemiyor.. Ve perde açılıyor..

Erika, kafasındaki normale hiçbir şekilde uymuyor, "hasta" olarak yaftalayıp işin içinden sıyrılıyor.. Karşısındaysa her anlamıyla çıplak bir Erika duruyor: Tüm sosyal normları sıyırmış üzerinden, tek kişilik inşa ettiği dünyasına ikinci bir kişiyi almaya hazır.. İçinden bunlar geliyor, bunları istiyor.. Bunları açıkladığında yargılanmayacağını düşünüyor -ki, sana yazabilmiş.. Çocuk-adamın sessizliği karşısında bocalıyor bir süre: Sonra "evet" olarak algılıyor-
içimi dağlıyor -hep.. "Bundan sonra ne giyeceğime sen karar ver.." diyor, "istersen bana vur" diyor son bir çırpınışla: Ama, olmuyor.. "Normal" bulunmadığını anlıyor..

Annesine "seni seviyorum" deyip, kadının üzerine çıkıp onu öpücüklere boğması, sonra haykırarak ağlamaya başlaması bu yüzden: Dışarıda, bu dünyada ona yer olmadığını biliyor Erika, annesine, rahmine, amniyon kesesine geri dönmek istiyor..

1 yorum:

Simone De dedi ki...

Filmi izledikten sonra hakkında yazılanları okumaya başladım. Ama pek çoğu filmin bana hissettirdiklerine ve dusundurduklerine tercüman olamadı, bu yazı hariç. Erika'yı izlerken aslında sapık bir tiplemeyle karşı karşıyayız diye düşünmedim. Tersine şaibeli olan Walter'dı. Erika korunasi ve temiz geldi bana. Walter ise çiğ bir tipleme.

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.