Acıların Kadını



Ülkü Erakalın'ın '86 yapımı filmi Acıların Kadını, o yıl albümü tabir caizse peynir ekmek gibi satan Bergen'in popülaritesini paraya tahvil etmekiçin çekilmiş, son derece kof bir film.. Peki benim bu filmle işim ne?? Türk müziğinde kendine özel bir yer etmiş Bergen'i bir figür olarak incelemek.. Film de bunun bahanesi aslına bakarsanız..

Filmin hikayesi kısaca şöyle: Bergen ünlü bir şarkıcıdır, ve fakat onun bekaretini "alan" ve onu şöhret yapan gazino sahibi Necdet'in baskılarına maruz kalmaktadır, bu sırada annesi de boş durmaz tabii.. Bergen'in ne kadar "ucuz" olduğunu kardeşine kanıtlamak isteyen ceza avukatı Yalçın da Bergen'i kandırmakta gecikmez: Bergen'le giderek yakınlaşan Yalçın ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde tedavi gören eşinin sağlığına yeniden kavuşmasıyla eşine geri döner: Üstelik Bergen'in kız çocuğunu da evlatlık edinerek..

Tabii ki finaldeki bu acı combosu ertesinde Bergen aynı zamanda filmi açan Acıların Kadını'nı söyleyerek filmi kapatıyor: Oyunculuklardan, yönetmenliğe, senaryosundan diyaloglarına (ki en kötüsü de diyaloglar sahiden) kadar korkunç bir "çöp" film Acıların Kadını.. Ancak bu kadar kötü olması yine de ona kayıtsız kalacağımız anlamına gelmiyor..

Film, Bergen'in biyografisi değil tabii ki, ancak kezzap olayını işliyor: Halis Serbest'in eyleminin Necdet'te vücut buluyor oluşu, Bergen'in erkek çocuğunun filmde kız çocuğuna dönüş/türül/mesi sanırım çıkabilecek hukuki sorunları engellemek amacıyla gerçekleştirilmiş.. Hikayenin kurmaya çalıştığı bu kurmaca-gerçeklik ikiliği, dahası acı üstüne acı klişesi, bir figür olarak "Acıların Kadını" Bergen'le kurulan ilişkiyi de özetliyor..

Bergen'in hayat hikayesiyle ilgili çok çeşitli kaynak var, vaktim elverdiğince okumaya çalıştım hepsini: Bununla birlikte çok çelişkili ifadelerin de yer aldığını belirtmek gerekiyor: Öyle ki doğum tarihi konusunda bile farklı bilgiler var.. Eğer doğru bir adres ise, şuraya bakmanızı öneririm.. Bergen'in oğlu tarafından oluşturulan sitede aslında şarkıcının Halis Serbest'le resmi olarak evli olmadığı bilgi-iddiasının yanı sıra, Serbest'in sadece Bergen'i değil, ailesindeki herkesi tehdit ettiğini, hatta cinayetten sonra bile susturulmaya çalışıldıkları bilgisi veriliyor.. Ayrıca yine site sahibi Bergen'in oğlunun '10 yılında evinin kurşunlandığına dair bilgi de yer alıyor..
Her ne kadar resmi (olduğunu iddia eden) sitede bu bilgiler yer alsa da, genel kanı Bergen'in Serbest'le evli olduğu, şiddet yüzünden ondan kaçtığı, boşandığı, bıçaklandığı ve cinayete kurban gittiği yönünde..Kezzap olayı ise '82 yılına denk geliyor.. İşte bu farklı kaynaklardaki farklı bilgiler yüzünden ortada ciddi bir bilgi kirliliği var ve bana sorarsanız hikayede hala henüz anlatılmamış bölümler var.. Herkesin Bergen hikayesi kendine diye bitirelim bu kısmı..

~1 ay öncesine değin Bergen hakkında oldukça yüzeysel bir bilgiye sahip olduğumu söyleyeyim, ancak Türk sineması seçkisine başladıktan sonra sinemamızdaki kadın-erkek ilişkileri konusundaki hastalıklı yaklaşımların ne kadar benzeştiğini fark etmemle başlayan süreç, beni önce Türk filmlerindeki kadın karakterlere ve oradan da "pavyon" şarkıcılarıyla kurulan bipolar nefret-sevgi ilişkisine savurdu: Geldiğim son durak ise arabesk söyleyen kadınlar: Daha da ötesine gitmeyi düşünmüyorum açıkçası, ancak bir kültür olarak arabeskin özellikle kadın ayağı çok çok farklı söylemlere sahip-
evet, arabesk şarkılar dinliyorum, ne var??
Ancak şunu belirtmem gerekiyor, arabeskin kadın şarkıcı ayağıyla, erkek şarkıcı ayağı her ne kadar aynı görünse de, birbirlerinden illa ki ayrışıyorlar ve o dönemler ortalığı kasıp kavuran arabesk kadınların günümüzde esamelerinin okunmuyor oluşuyla, erkek starların günümüzde hala imparator olarak kutsanmasının daha önce bahsettiğim bipolar sevgi-nefret ilişkisiyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum-
erotik sinema döneminin kadın starlarıyla, erkek starlarından günümüze hangilerinin gelebildikleri düşünüldüğünde tam tersi bir sonuç çıkması da bu saydığım nedene bağlı..

Bergen ise, bu arabesk kültürün cisimleşmiş hali olarak karşımızda duruyor: Gördüğü tahammül edilemez şiddetten kaçışı, çabalarının fayda vermeyişindeki trajedi onu bu hayattan alıp götürdüğünde henüz 29 yaşında olmasının hüzünlü bir yanı muhakkak var.. Ancak beri yanda tüm kariyerini bunun üzerine inşa etmiş bir kadın da var: Kurban olmakla, kurban rolüne bürünmek arasında ciddi bir fark var, malum.. İlki için söylenecek fazla bir şey yokken, ikincisi eleştiriye son derece açıktır: Arabeskte de "trend" dolayısıyla bu kurban rolüne bürünme, hala bile son derece etkili bir çözüm: Ticari açıdan.. Bu açıdan bakıldığında Acıların Kadını bir projeye dönüşüyor: Şöyle özetleyeyim: Kezzap travmasını gerçek hayatta yaşayan Bergen, niye aynı sahneyi filmde de canlandırmaktadır?? İşte bu noktada ortadaki şey tam anlamıyla bir pornoya dönüşüyor.. İzlerken "oha" derken buluyorum kendimi ve hayır, bu duygu acıma/üzülme/hüzün vs değil.. Utanmasam, Bergen'in trajesinden mazoşistçe bir zevk aldığını bile söyleyebilirim..

Sado-mazoşizm: Arabesk kültür incelendiğinde aslına bakarsanız bu konuya dair çok iyi referanslar bulabilirsiniz-
hayır, Müslüm Gürses dinlerken kendini jiletlemeden bahsetmiyorum..
Şarkı sözlerindeki acıya tapma, ondan adeta ihtirasla zevk almayla, delice nefret arasındaki salınımın kökeninde her ne kadar kader kurbanı olma gibi "arabesk" bir söylem bulunsa da, acıdan zevk almayı; ağır ah'lı/sitemli söylemlerse sevip de karşılık bulamamanın değil sadizmin başka bir biçimini imliyor bana kalırsa.. Bir s&m kült/ür/ü olarak arabesk konusunda hala kaynak dinleme/araştırmaya devam ediyorum..

Kader kurbanı ya da bipolar bir figür olarak Bergen: Hayat hikayesini kendi yorumumla film yapmak istiyorum..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.