Black Swan


[Darren Aronofsky'nin son filmi '10 yapımı Black Swan hakkında bir şey söylemeden önce bir itirafta bulunmam gerekiyor.. İnternetten indirip izledik bu filmi, sebebiyse basit: Dayanamamak.. Buradan beni (de..) yoldan çıkarmaya çalışan Tayfun'a en içten itlafımı sunuyorum..]

Filmin konusuysa şöyle: Gayet masum görünen ve hakikaten de öyle olan balerin Nina, annesiyle birlikte yaşayan bir kızımız.. Bağlı olduğu kurum yeni sezon için çalışırken başka bir balerin daha geliyor.. Kuğu Gölü seçmelerinde hem beyaz, hem de siyah kuğuyu canlandırma seçmelerinde siyah kuğuyu canlandırmada zorluk çekeceği aşikar olmasına rağmen başrolü kapan Nina, bir yandan annesiyle, bir yandan diğer balerin Lily'yle, diğer yandan yönetmeniyle, diğer yandansa rolüyle güçlü bir savaşa girişiyor.. Ve "mükemmel.." olduğunu hissettikten sonraysa artık ölebiliyor..

Öncelikle film, birden çok temayı hızlı bir şekilde özetleyip sunuyor.. Bunları adım adım çözmeye çalışacağım..
Anne-kız ilişkisi ve La Pianiste: Filmin bu bölümlerinde seyreltilmiş bir La Pianiste izliyormuşsunuz hissini bulmak mümkün.. Bir şey olamamış anne, korkunç, ancak pek de görünmeyen bir sadizmle kızına yön vermeye çalışıyor.. La Pianiste'te nasıl ki anne kızının elbiselerini keserek, onu sürekli kontrol altında tutarak vs.. Erika'yı "birey.." olarak görmekte zorlanıyor, dahası kurduğu baskıdan kaçış yolu bulmaya çalışan Erika'ya öfke patlamaları yaşıyorsa, buradaki anne de hemen hemen aynı aslında: Baleyi Nina'yı doğurduğu için bırakan annenin bundan dolayı Nina'yı suçlaması, onun üzerinde tam bir hakimiyet kurmasıyla sonuçlanmış: Tıpkı Erika'nın annesi gibi Nina'nın annesi de kızının en iyi olmasını istiyor: Ancak bu istek, "çocuğunun mutluluğunu isteyen anne.."den farklı: "Eser.."inin, narsisistik terime başvurursak vücudunun bir uzantısı gibi gördüğü kızının en iyisi olmasını, kızı için değil, kendisi için istiyor aslında.. Psikolojide çok sevdiğim bir cümle vardır: "Deliliğin birinci nesnesi annedir.."
Odasının her yeri pembe oyuncaklarla kaplı Nina, onları çöpe atıyor, annesine karşı geliyor, odasının kapısının arkasına koyduğu odunla onu "içeri.." almıyor, annesinin elini kapıya sıkıştırıyor: Bunların hepsi kendi varlığını onaylatma çabası: Nina'nın ilk önce annesine, onun vücudunun bir uzantısı değil, "ayrı.." bir birey olduğunu kabul ettirmesi gerekiyor..

Lily ve Nina Hanım'ın Gündüz Düşleri: Annesinin yoğun baskısı altında adeta mengenede sıkışmış vaziyetteki Nina, teknik açıdan belki "kusursuz.." ancak, yönetmenin de söylediği gibi "özgür.." değil.. Devreye giren Lily'yse Nina'nın anti-tezi: Alabildiğine fütursuz bir karakter, sigara içip, haplanıyor, dans ederken çok rahat, odaya kapıyı vurmadan girmesiyle bile Nina gibi değil: Lily, olanca rahatlığıyla Nina'yla takıldıktan sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi devam ederken, Nina bunu yapamıyor.. Kendisinin alternatifi olarak Lily'nin seçilmesiyle durumu Nina açısından daha da zorlaştırıyor.. Buradaki durum genel olarak kıskançlık gibi görünse de, aslında açgözlülükle alakalı-
melanie Klein sen bizim her şeyimizsin..
O muhteşem Envy And Gratitude'da der ki: "Kıskançlık öznenin en az iki kişiyle ilişki içinde olmasını gerektirir: özne, kendi hakkı olan sevginin rakibi tarafından elinden alındığına ya da alınma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna inanıyordur..
..
Açgözlülükse özneyi sürekli uyaran ama doyurulması imkansız bir istektir, hem öznenin ihtiyacından hem de nesnenin verebileceğinden fazlasına yönelen bi istek.. Açgözlülük, bilinçdışı düzlemde, memeyi boşaltmaya, kurutuncaya kadar emip tüketmeye ve tümüyle yutmaya yönelir esas olarak; başka bi deyişle, amacı yıkıcı içe yansıtmadır.."

Evet, Nina rolü, Lily'yi, yönetmeni, aslına bakarsanız kısaca her şeyi istiyor: Kıskançlık Lily'Nin gelmesiyle ortaya çıkmıyor, Nina'nın açgözlülüğü kıskançlığı doğuruyor: Lily'yle seviştiğini gördüğü rüyayı ele alalım: Onu arzuluyor.. Rol için alternatif seçildiğinde adeta krizlere giriyor, yönetmeni öperken ısırmaya yeltenmesi, ürkek çekingenliği, onu Lily'yle sevişirken görmesi.. Kendisinden önceki sezonların "little princess.."inin eşyalarını, ona benzemek için çalması.. Hepsi, hepsinin tam ortasında olma isteğinden kaynaklanıyor: Ancak bunun da şöyle bir etkisi var: İçindeki "iyi.." nesneleri yarı-bilinçli bir şekilde yok etmeye başlıyor: Aslında başından beri "kötü.."ydü, çok küçükken bile: İçine yansıttığı "iyi.." şeyler, onu kaygıdan koruyordu, ancak kaygıyla baş edemeyecek duruma geldiğinde hızlı bir şekilde onları yıkmaya başlıyor..

Ben'lik ya da Perfect Blue: İçe yansıtmanın yıkılmasıyla Nina'nın benliği de bundan zarar görmeye başlıyor haliyle: Bu noktadaysa başka bir film, Perfect Blue'daki imgeler aklıma geliyor ister istemez.. Black Swan Perfect Blue kadar kompleks bir film değil belki ancak, baş karakterlerin dönüşümleri ve zihin düzlemleri bağlamında paralellikleri fazlasıyla bulmak mümkün: Bir üstteki bölümle birlikte değerlendirildiğinde, Nina, içinden siyah kuğu'yu çıkarmak için çabalarken, ona dönüşüyor.. Bir bedende iki benlik, siyam ikizi: Zirvesini kendini bıçaklayarak bulan..

Sanatçı hissi ve seksüel uyanış bölümlerini de ele almayı düşünüyordum, lakin sıkıldım.. Şimdi de eleştiriler: Öncelikle filmdeki geçişler her ne kadar derdini anlatabilecek düzeyde olsa da, fazlasıyla köşeli, altı kalınca çizilmiş şekilde ifade edildiğinden göz yoruyor: En basitinden masumluğu illa peluş oyuncaklarla mı vermemiz gerekiyor?? Peluş oyuncağı olmasaydı Nina'nın derdimizi anlatmakta zorlanır mıydık?? Filmin görsel dili bu açıdan bana sorarsanız fazlasıyla tek düze ilerliyor: Öyle ki, fragmanda bile kendine yer bulan omuzdan tüy çekme sahnesinde olduğu gibi, psikolojik gerilimi "somut.."laştırma çabaları filmine göre gayet işlevsel olabilir, ancak bu filmde -bence, yerini bulmuyor..

Aronofsky'nin Fountain sonrası klasik-sinemaya doğru yol alması kendi tercihi de, bana sorarsanız sağlam senaryosuna, sinematografisine rağmen ruhsuz bir film Black Swan..

2 yorum:

mustafa dedi ki...

Filmi izlemedim ama nedense içimde 'izle' diyen bir ses var. Kısaca iyi film izlenir.

yingyang dedi ki...

kendinden önceki little prensese eşyalarını vermeye gittiğinde yaşananlar gerçek miydi peki? kabuslarından biri miydi yoksa?_

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.