Big Fish


Tim Burton'ın '03 yapımı filmi Big Fish, oldukça etkileyici olmasına rağmen, nasıl derler, biraz eksik kalmış bir film bana kalırsa: Sebepleri üzerine konuşuruz, da önce hikayesini özetleyeyim..

Bir baba var, kendisi sürekli hikayeler/masallar anlatan bir figür, bir de oğlu var: O ise baba olmak üzere.. Çocuğun evlilik seremonisinden sonraki kutlamada babası yine aynı hikayesini anlatınca kavga ediyorlar ve uzun bir süre görüşmüyorlar: Bir süre sonra durumu kötüleşen babasını ziyaret eden çocuk, babasının farklı yönlerini keşfedip, hikaye ve masalların önemini kavrıyor.. Babasıysa özgür bir büyük balık olarak ölümsüz oluyor..

Filmin fecii başarılı bir casting, görüntü ve müzik yönetmenliği içerdiğini belirtmeliyim her şeyden önce: İzlemeye doyamadığım Ewan McGregor bir yandan, Helena Bonham Carter diğer yandan, Steve Buscemi ve Denny Devito diğer yandan filan, süperler.. Filmin can alıcı görsel başarısı da içinde Tim Burton olduğu için tahmin/tatmin edilebilir düzeyde..

Eh, bir de şu var: Sizden gelenler seçkisinde bu filmi yazan arkadaşın "baba problemlerine bire-bir.." gibi bir not iliştirmesinden de anlaşılacağı üzere, "baba.." konusundaki iyi filmlerden biri, birisi: Ancak ben, filmi baba-çocuk meselesinden ziyade kuşak çatışması ve filmin arka planındaki Amerika'ya bakış çerçevesinde ele alacağım..

Kuşak çatışmasının ne derece kötü olduğunu görmek/bilmek için bu filme ihtiyaç yok tabii de, ancak film bunu naif bir biçimde ele aldığı için "keşke benim de böyle bir babam olsa.." minvalli bir duygu durumu/yoğunluğu yaşatmayı kimi bünyelerde (bende değil..) başardığını söylemek için medyum olmaya gerek yok sanırım.. Da, işte sorun şu ki izlediğimiz gayet "kişisel.." bir öykü: Yani, mail notunu yazan arkadaşa itlafen söylersem eğer "hayır abicim, bu film her baba sorunlu kişinin izlemesi gereken bir film değil.." Şöyle bir not olsaydı karşı çıkmazdım bak: "Kuşak çatışması hiç böyle güzel anlatılmadı.." Çünkü çocukla baba arasındaki temel sorun iletişimsizlik olduğu kadar, babanın davranışlarının, hikayelerinin saçma olmasıyla da alakası var: Çocuk içinde yetiştiği koşullar bağlamında babasını "tuhaf.." buluyor ancak onun anlattığı hikayelerden zerre hoşlanmıyor: Babaysa, içinde yetiştiği kuşak çok farklı olduğundan gerçeğin o soğuk keskinliğinden kaçma konusunda füge başvurarak daha "bizarre.." şeyler ortaya çıkarıyor..

Bu kısım önemli zira, filmin arka planında tıkır tıkır işleyen bir "Büyük Buhran sonrası Amerika.." fotoğrafı var: Ülke yeni yeni toparlanmaya başladığından fırsatlar da kol geziyor haliyle: "Fakir.." halkı eğlendirmek için kurulan sirkler, denetimsiz mali sektör, iflas eden bankalar, soyguncular, ekonomik spekülasyonlar, "kasaba.." satın almalar, birden zengin olmalar filan: Hakikaten etkili bir "dönem.." filmi var karşımızda.. Ve baba karakteri de o sistemde ayakta kalmak isteyen biri, birisi.. Ve bana sorarsanız göründüğü kadar da "masum.." değil-
bu kısmı geçelim, eheh..
Böylesi bir dönemde evinden uzakta kalması da doğal: Ancak çocuğumuzsa babasının anlattığı saçma hikayelerden o kadar baymış durumda ki, "gerçek.."le yüzleşmek istiyor.. Hikayelerdeki gerçeklerle yüzleştiğinde babasına olan bakışı da değişiyor haliyle, ki zaten sonrasında da film kırılıp göz yaşartma potansiyeli taşıyan bir drama dönüşüyor..

Ve fakat, film her ne kadar "iyi.." olsa da, hikaye ve geçişlerini sevmedim misal ben: Bu da Amerikan kültürüyle ve benim ona bakış açımla alakalı biraz.. Onun dışında Ewan çok tatlı, yirim..

1 yorum:

budist dedi ki...

bir erkek olarak; filmi ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. güzel de bir yorum olmuş. teşekkürler :)

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.